YANLIŞ YERE REY KULLANMAK VEBALDİR
Değerli arkadaşlar! Millet Partisi’nin görevi bu şuurun, bu idrakin uyanmasını sağlamaktır. Çünkü oy, rey mahfuzdur. Memleketin kaderine etki etme imkanı senin eline veriliyor ama sen onu üzerinde ciddiyetle düşünmeden, sorumluluğunu idrak etmeden şuna, buna kullanıyorsan. Bunun hesabını veremezsin. Haydi bir kişi olsa yaptığın, haksızlık yaptığın kişi, bir kişi ile helalleşebilirsin. Biliyorsunuz Allah kendisi ile ilgili olan haklarından dilerse vazgeçer, bağışlar, affeder. Namaz, oruç, zekat borcu… Allah’a aittir. Bu ibadetlerdeki eksiklik sebebiyle sorguya çeker veya bağışlar. Ama şu açık; Allah kul hakkını asla bağışlamaz. Rey vermek milyarlarca insanın hakkını almaktır, çalmaktır. İsabetsiz, yanlış bir oy kullanmak; şahsı için veya etrafı için veya akrabası için bu oyu satmak veya almak veballerin en büyüğüdür. Çünkü hesaplaşamazsın. Bu ince düşünenler, derin düşünenler içindir. Ve millet elbette illet olmaktan, sıkıntıya düşmekten, rahatsız olmaktan, kuru kalabalık olmaktan ancak Millet olduğu zaman kurtulur. Evet İnşallah elbirliği ile bu uyanış dalgası sonuçlarını verecektir.
(Alkışlar ve “Millet İktidar, Edibali Başbakan!” tezahüratları). 1991 İTTİFAKI BİZİM ESERİMİZ
Değerli arkadaşlar! Son dönem yüz yıllık Türk tarihinde üç önemli tarihi olay olmuştur. Bu benim değil tarafsız bir kültür tarihçisinin sözü: “Sayın Başkan acaba siz şu ittifakın nasıl gerçekleştirildiği konusunda tarihe tevdi edilecek bir çalışma yaptınız mı? Buna gerçekten ihtiyacımız var. Ben o dönemde sadece oy vermiş bir vatandaş olarak düşünüyorum.” 1946’lı 1950’li yıllar ne kadar önemli ise ondan çok daha da önemli olan şudur: Bir dönemi başlatan bu ülkenin çocukları, bu ülkenin insanları, bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olacaklardır. Sözünü kesinleştiren bir tarih değişimini; halkın tarihini, halkın değişimini, halkın demokrasisini, milletin demokrasisini, ezilen, hor görülen, itilen insanların bu ülkenin dinine, devletine, tarihine saygılı insanların bu ülkenin yönetimine geçmesi zamanı geldiğini gösteren bir tarih değişikliğini sağlayan hadise şanlı 1991 ittifak hareketidir. (Alkışlar, alkışlar ve “Milli İktidar, Millet İktidar” tezahüratları). Değerli arkadaşlar! Neden Millet Partili olmak üstün bir imtiyazdır? Neden çok şerefli bir misyondur? Millet Partili olmak, Millet Partisi’nde çalışmak nasıl bir böylesine devasa, üstün bir tarih şuurunu gerekli kılıyor? Nasıl böylesine üstün bir harekettir? Onu anlatmaya çalıştım. Onun için diyorum; böylesine bereketli, böylesine büyük, millet tarihinde ancak tarih şuuru olan insanların fark edeceği, göreceği tarihi değiştiren bir hadiseyi gerçekleştirmek Millet Partisi’nin işi olmuştur. KIBRIS GİTMEYECEK!
Değerli arkadaşlar! Daha başka bir şey söylüyorum! Bazıları yazmış “Elveda Kıbrıs”, “Kıbrıs Giderken” filan. Biz Kıbrıs’ın elveda olmayacağını, Kıbrıs’ın gitmeyeceğini iki şeyle gerçekleştirdik. Bir: Türkiye’nin Gümrük Birliği boyunduruğu belasını önlemek için çalıştık. Gümrük Birliği Anlaşmasını imzaladı ya, Sayın Karayalçın. Tabi sorumlu Baykal’dır. Halk Partisi hükümetinin bakanı olarak gitti 1991’de. Gümrük Birliğin Protokolünü imzaladı, geldi. Arkasından bunu mal bulmuş Mağribi gibi evire çevire Çiller millete yutturmaya çalıştı ve 1991’de de dedi ki; “biz girdik Gümrük Birliğine, Avrupa Birliği’ne” diye bu millete yalan söyledi. Ve en büyük sıkıntıyı, en büyük belayı önlemek için yapmış olduğumuz çalışma o andır. GÜMRÜK BİRLİĞİNİN MALİYETİ
Ama Gümrük Birliği’nin Türkiye’ye maliyetine baktığımızda; bugün bizden yıllar sonra uyanan bazı iktisatçılar, bazı odalar, olayın içinde bulunan ticaret adamlarının yaptıkları bir araştırma dün açıklandı. GB’nin Türkiye’ye maliyeti nedir? Toplam zarar 270 Milyar dolar. Acaba şu borcu nasıl ödeyeceğiz. Türkiye’nin gayrı safi milli hâsılası da aşağı yukarı 3 trilyon lira civarında… Ama biz bu 360 Milyar doları bir hamlede “al arkadaş paranı git” deyecek durumda değiliz. Neden değiliz? Çünkü alıştırmışlar. Bir ticari işletme borca girmişse en kolay yol yeni borçlanmalarla o borcu büyütmektir. Akılsız esnaf borcu borçla kapatır. Akıllı esnaf, neye gelirler az, giderler çok, neye bu sene zarar ettik, diye inceler ve o zararın sebeplerini ortadan kaldırmayı düşünür. Yani işletmenin yapısal problemlerini düzeltmek ister, düzelterek sonuç alabilir. GAZOZ SATARAK NASIL ZENGİN OLDUN?
Kolayı ise borç bulmaktır. Biz ne zamandan beri böyle yapıyoruz? Rahmetli Atatürk’ün vefatından sonra hep bu yola girmişiz. 1950’li 1960’lı yıllarda düzelme olmuş kısmen. Daha sonraki yıllarda ise… Akılsız kasap ne mal kor, ne masat. … Genel Kurulumuz karar altına alsın, gelir gelmez ilk yapacağımız şey, evvela Başbakan’dan hesap soralım. Şu gazoz satarak Türkiye’nin ikinci zengin adamı nasıl oluyorsun. Türkiye’nin birinci zengin adamı Başbakan, ikinci zengin adamı da Melih Gökçek!? Bunların çulu olmadığını herkes biliyor ama gelince ne hikmetse … Değerli arkadaşlar! Hanımlar, beyler! Birilerinin bu hesabı, milli muhasebeyi yapması lazım gelir. Zor ama yapması lazım gelir. Kaç kuruş milli gelir bu sene geldi ne kadar giderimiz oldu bunların hesaplanması ve sürekli gelir getiren bir bütçeye bir ülkenin sahip olması bir dönüm noktası olacaktır. Bizim iktidarımız döneminde borç alma işi bitecektir. (Alkışlar). ERDOĞAN NASIL DEĞİŞMESİN Kİ!.. Hz. Peygamber buyuruyor veren el alan elden üstündür. IV. Murat’ın bir sözü. Bu devlet IV. Murat zamanında borç almazmış, borç verirmiş. Kime borç verirmiş? Polonya’ya veya filan yere. Fazla bir miktarda borç istedikleri için o zaman divanda tereddüt etmişler. IV. Murat demiş ki; “verin, verin çünkü para almaya alışan daha sonra emir almaya alışır”. Hah! Türkiye yeniden kendine gelecek kendini toparlayacaktır inşallah.Bunları vatandaşlarımıza samimiyetle anlatma mevkiindeyiz. Türkiye ekonomisini bugün iki kelime ile hülasa ediyorum. Borcu borçla kapatan, rakamlar üzerinde oynayan, yalan söyleyen ve faizleri ödemekle iktifa eden, yeryüzünün yegane ülkesidir Türkiye.