9) Dil politikası:
Türk milletini millet yapan unsurların titizlikle korunup geliştirilmesi, milli ve manevi politikalarımızın esasını teşkil eder. Dil, din, tarih şuuru, müşterek mefahir ve ıstıraplar, birlikte yaşama iradesi, milli kültür, mili ülküler ve milli çıkarlar, korunacak başlıca kıymetleri teşkil eder.
a) Dil:
Dil, bir topluluğu millet haline getiren, o millete has ifade tarzı olarak ortaya çıkar. O milletin duyuş, davranış tarzını, kalıplar, şekillendirir. Müşterek tarihin aynası, geleceğin başlıca teminatıdır; tarihsel bir birikimdir; bir beşer tablosunu millet haline getiren müşterek duyuşun, düşüncenin ve iradenin oluşumunu sağlayan tarihsel oluşumdan ayrılmaz; nesillerden nesillere bir emanet olarak geçen devasa bir tarih birikimidir. Strüktürü, morfolojisi, müziği ve kuralları ile asırlar süren bir tarihsel gelişmenin sonucudur. Gelişmesini sürdürür, çünkü milli hayatın canlı bir parçasıdır; her şeyden önce kendini ifade tarzıdır.
b) Türk dilinin korunup geliştirilmesi:
Binlerce yıllık bir tarihin ürünü olan Türk lisanını koruyup kendi mantığı ve gelişme seyri içinde geliştirmek ülkümüzdür. Türk dilini, bir azınlık dili haline getirme tehlikesiyle karşı karşıya bırakan, tabii gelişmesini saptıran müdahaleler asgari seviyeye inmiş olmasına rağmen, milli hassasiyetin bu konu üzerinde toplanması şarttır. Türk dili, dünyanın en zengin dillerinin başında bulunmaktadır. Türk dilinin tarihi, bu gerçeğin şahidi durumundadır. Türk lisanının, edebiyatının kendi gelişme seyri içinde bir ilim, felsefe dili haline gelmesi mümkündür. Bu eğilim ve bilim dili olarak Türkçe’nin korunması, bağımsızlığını sürdürmesi gerektiğine inanıyoruz. Türk dili, sadece halkın dili, ne de sadece devletin resmi dilidir; aynı zamanda Türkiye’de bilim ve eğitimin de yegane dilidir. Türk dilinin tarihsel tabii gelişim seyri içinde korunup gelişmesi, halk dili ile yazılı dil uyumunu sağlamak, gelişmiş İstanbul Türkçe sini genelleştirmek, müziği, bünyesi ve morfolojisi ile Türk dilini bozma gayretleri karşısında durmak; Cumhuriyet Türkiye’sinin halk, devlet ve bilim dilinin Türkçe olması yolundaki ilkesinin inançlı savunucusuyuz. Zengin Türkçe’miz, büyük ve şerefli geçmişin mirasını bugüne ve yarınlara ulaştıran yegane bağ olarak ve yüz milyona yakın insanın konuştuğu bir büyük dünya dili olarak, cihan dili özelliğinin korunup pekiştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kitle haberleşme araçlarının başta gelen görevinin, Türkçe’mizin sevdirilip öğretilmesi, geliştirilmesi olduğu açıktır.
c) Dil , milli kimlik ve kültür:
Dil konusu,millet dediğimiz sosyo-kültürel yapının, kendini objektif ve rasyonel olarak ifade etmeye yarayan başlıca vasıtasıdır. Düşünceyi, duyguyu, müşterek mirası rasyonel olarak, milletin geleceğe uzanan nesilleri ancak dil vasıtasıyla, dilin taşıdığı kültür değerlerinin benimsenmesi yoluyla idrak eder ve milletin manevi varlığına dahil olurlar. Bu yüzden dil, milletin ve millet fertlerinin kimliklerini de oluşturur, onlara şahsiyet verir. Dilin kavramları ise, düşüncenin ve onun dokuduğu bilim ve kültürün yapı taşlarıdır. Uzun süreden beri bir Babil Kulesi anlaşmazlığına düşürülmüş bulunan kültür hayatımızın en büyük zaafı, kavram kargaşasıdır. Bu da sosyal, manevi bilimleri ve felsefi araştırma, analiz etme ve kavramada yegane vasıta olan çağdaş kavramların dünya ve Türkiye’nin sosyo-kültürel ve ekonomik gelişme çizgilerinden bağımsız, hatta keyfi ele alınmasından, Türkçe’yi çağdaş bir bilim dili haline getirme konusundaki ihmalden kaynaklanmaktadır. Dil konusunu bu arz edilenlerin ışığında hayati bir mesele olarak ele almak fikrindeyiz.
10) Manevi hayatın laik espri içinde tanzimi:
a) Din:
Din insanların ve toplumların gelişmesinde en büyük etken olmuştur. İnsanoğlunun, çıplak tabiatın haşin şartları karşısında sadece ruhi tekamülünü değil, aynı zamanda maddi gelişmesini de din sağlamıştır. Toplumlar bakımından manevi bir ihtiyaç olarak kalacak dinin sosyal, tarihi ve medeni bir müessese olarak yaşayacağını, en modern toplumlardan en ilkel toplumlara kadar hepsinde mevcut bir hayat tarzı oluşu, gerçeği ispatlar. Din yerine vazedilen tüm akli, siyasi veya ahlaki sistemler, bütün çabalara rağmen, modern dünyada dinin yerini alamamıştır.