BECERİKSİZ, ACİZ AKP-CHP
Bu iktidar ilgisiz, aciz, cahil ve din istismarcısı. Eline verilmiş olan bu imkânları ağzına yüzüne bulaştıran bir iktidar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre son derece kolaylaştırılmış bir cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini berbat etti. Hani bir hikaye var: Sultan Mahmut’un himmet etmek, ihsanda bulunmak istediği talihsiz, biçare, şaşkın bir adamın önüne hazineyi yığıyorlar. “Kürekle alabildiğin senin olacak” diyorlar. Talihsiz biçare adam aynen bu bizim Tayip gibi küreği tersiyle fırsat bu fırsattır deyip iştahla daldırıyor. Kaldırdığında kürekte tek akçe yok. Tekrar almak istiyor ama “artık olmaz, bu imtihan sana verildi, ama sen kaybettin.” Aynen o şaşkınlık içerisinde cumhurbaşkanı seçemediler. İnsan bir düşünür. Ama burada sadece AKP iktidarı değil, onun ikiz eşi ve başyardımcısı, aynı zamanda ortağı bulunan bir CHP de var. Yaptığı her şey yanlış, aynı şeyleri tekrarlayan, çözümsüzlüğü çözüm sanan, bir CHP muhalefeti…
İTTİFAK BİZİM ZAFERİMİZ
Bu topluluk o kadar güzel şeyler yapmıştır ki, bakın anayasada, esas kanunda işbirliği denir, yardım denir, yardımlaşma denir, iltihak denir. Partiler arasında herhangi bir yardımlaşma, işbirliği düşünüldüğünde herkesin aklına ne geliyor? İttifak geliyor, ittifak yapsınlar. Söyleye geldiğimiz konu Türkiye siyasetini birleştirecek ahenk haline sokacak bir kurtarıcı formül haline gelmiş bulunuyor. Ama hamdolsun doğru, mantıklı olanı, ülke için yararlı, insanlar için yararlı olanları sürekli söyleye geldik, onların mücadelesini verdik.
ŞİMDİ YENİ BİR İŞ PEŞİNDEYİZ
Şimdi bir işin peşindeyiz. Bizim misyonumuz Türkiye siyasetini, çözüm olmaktan çıkmış, gerginlik üreten siyaseti, ülkeyi yönetimsiz bırakan, ülkeyi yönetilemez hale getiren siyaseti yeniden tamir etmek, tedavi etmek ve ahlakını yenilemek, bakış açısını yenilemek, edebini yenilemek ve dağılan, boşa giden enerjiyi toplayabilmektir. Bunu başaracağız. Yani biz Türkiye siyasetine bir merkez ve bir çerçeve çiziyoruz. Bu yeni bir siyaset.
İSTİKLAL MÜCADELEMİZ
Değerli arkadaşlar!
Türk tarihine, İslam tarihine, geleneklerimize baktığımızda, özellikle Türk tarihinde devletlerin dönem içerisinde kaybolup yerine başka devletleri bıraktığını görürüz. Emeviler, Abbasiler, Selçukiler sonra Osmanlılar olmak üzere hanedan isimleri ile anılan devletler gelir ve bunlar sanki bir merkezin el değiştirmesi gibidir. Bunun en son örneklerinden, en öğretici örneklerinden birisi İstiklal Savaşıdır. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşudur. 1919’da İstanbul’da bir merkez vardır, hükümet vardır, bu hükümet özellikle mağlubiyetin sıkıntıları içerisinde yolunu şaşırmış ve yer yer harbin galibi olan Haçlıların insafını, merhametini çare ve çözüm sanmıştır. Hatası buradadır. -Damat Ferit’i bir tarafa bırakacak olursak- Bu kötü siyaseti tercih etmek bir tercih ve takdir meselesidir. Bunlara asla vatan haini denemez. Henüz İstiklal Savaşımızın bazı bilgilerinin gün ışığına çıkmadığı açıktır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yanından hiç ayrılmayan Falih Rıfkı, Çankaya, Babanız Atatürk adlı kitaplarında bu söylediklerimi söyler. Bazı insanlar tereddüt edebilirler. Bu, Halk Partisi’nin, Mustafa Kemal Atatürk’ün en samimi taraftarı ve onun kalem erbabından olan Falih Rıfkı Atay’ın sözüdür. Sadrazam Sevr’i imzalamaya gitmekle bir vatan ihaneti yapmıştır, ama Vahdettin’in sadece tercihi yanlıştır. Siyaset, yaptığınız tercihlerin sonuçlarını iyi veya kötü devşirme sanatıdır. İyi şeyler yapıyorsanız tercihleriniz yanlışsa bunları bazen çok trajik biçimde ödersiniz. Türkiye’nin 1919’da, hatta 1919 sonlarında 1920 başlarında iki merkezi vardır. O gün bir tek Türk devleti vardır ama iki hükümeti, iki siyaset merkezi vardır. İstanbul ile Ankara arasındaki Eskişehir Anlaşması, değişik mülakatlar… Bu ilişkinin büyük yanlışlıklarla İstanbul Hükümeti’nin kaderi belli olasıya kadar son derece dostane olduğu görülür. Mesela Gazi Mustafa Kemal Atatürk İstanbul kabinelerinden birinde bakan olmak ister. İşgali ortadan kaldırmak ve Türkiye’yi kurtarmak amacı ile Atatürk muhtemelen Müşir İzzet Kabinesi’nde Harbiye Bakanı olmak ister, teklif eder. Hatta Saray’a damat olmak ister. Enver ile Gazi Mustafa Kemal aynı okuldan mezun, Türk Ordusu’nun askerlerindendir. Yani, halk bu konuda bir tercihde önce sıkıntı çekmiştir. Bir tarafta işgal edilen İzmir, doğuda Ermeni mezalimi haberleri duyulmaktadır. Bu durumda Damat Ferit, işgal güçlerini, gelen işgalcileri ikna ederek; yani “Bizim 1. Cihan Savaşı’nda yaptığımız hataları artık unutun, esası itibarı ile biz millet olarak akıllandık medeni Avrupa’nın gerekçesine uygun bir şekilde hayatımızı sürdürmeye hazırız” yolundaki davranışı ile bir çöküşü ifade etmektedir.
Ama Denizli Müftüsü’nün fetvası… Anadolu’nun halka bağlı âlimlerinin fetvaları ile İstiklal Mücadelesi olabilmiştir. Ve bu münevver dediğimiz insanların aklı başına o zaman gelmiştir. Gazi Mustafa Kemal İstanbul’dan Samsun’a çıkarken durumun ne olduğu konusunda çok emin değildir. Samsun’a ayak bastığında yazdığı notları elimizdedir. Halkın büyük bir galeyan halinde olduğunu ifade eder. Erzurum Kongresi aynı ruh içerisinde toplanmıştır.
İNGİLTERE TAZMİNAT ÖDEMELİ
Değerli arkadaşlar!
Öyle bir Türkiye düşünün ki 1919’da, ordu mağlup; Doğu Cephesi’nden, Arabistan’dan oradan, burdan yaralı, hüzünlü insan toplulukları geliyor. Üstelik yaya geliyor, bunların yiyecek ekmeği yok. Eşkıyalık almış yürümüş, asayiş yok. Bu sırada batıda Yunanlılar, doğuda Ermeniler İngilizlerin isteği üzerine silahlanıp, kendilerine vaat edilmiş toprakları işgal etmek üzere cinayetlere tevessül ediyorlar, irtikâp ediyorlar. Bu Yunan tarihi için bir yüz karasıdır. Öteki de Ermeni Taşnak komitesi için tarihi bir cinayettir. Ermenilere 1915’de biz ne yaptık. Bir damla kanın dökülmesi dinimizce yasaktır. Ama bunu kışkırtan kimdir, bunu yöneten kimdir? İşte bu İngiliz’dir, Rus’tur. Eğer bir tazminat ödeyecek varsa, özür dileyecek varsa İngiltere dünyadan özür dilemelidir, Türkiye’den özür dilemelidir.