AMERİKA MI, İNGİLTERE Mİ, RUSYA MI?
Değerli arkadaşlar!
O sırada İstanbul’da insanlar tedirgindir; İngiliz’e mi sığınsak, Rus’a mı yanaşsak, bunlar okumuş, fazla mürekkep yalamaktan başı dönmüş, halktan kopmuş insanlar. Mesela Türk kadınları için büyük hizmeti olduğunda şüphe edilemeyen Halide Edip Hanım’ı düşünelim, Halide Hanım o günkü şartlar altında Amerikan mandasından yanadır başlangıçta. Pek çok temiz, iyi niyetli aydın; “Amerikan mandası mı olsak, İngiliz mandası mı olsak, yoksa şu Rus ihtilali olmuş ondan mı olsak? Bir çare de kalmadı, ahali perişan, Çanakkale’de şu kadar, Balkanlar’da şu kadar insan kaybettik, şu kadar yetim var. Bu perişan vaziyette insanları yeniden harp felaketi ile karşı karşıya bırakmayalım. Ne yapalım, beş on sene bunlar işgal etsinler, İzmir’de, İstanbul’da bazı limanları, orayı burayı. Biz de onlara uyarız, kalplerini ısındırırız, beş on sene sonra da bu iş bitti deriz, onlar da yavaş yavaş gider” gibi yanlış hayallere girmişler.
NE AMERİKA, NE RUSYA! ÇÖZÜM; ANKARA
Herkes korkuyor, herkes endişeli… Ama Anadolu’dan bir ses, Denizli’den, Afyon’dan… Denizli müftüsü diyor ki “istila edilen veya edilme tehlikesi olan bir İslam beldesinde erkeğin de kadının da cihat etmesi farzı ayındır! Katılamıyorsa, takati yoksa her Müslümanın yerden bir avuç toprak alıp atması şart!” Bu topyekûn kaldırıyor ayağa insanları. Kıyam başlamıştır 1920’de. O öldü, kaybolduğu sanılan insan kadrosunu bir gurup çarıklı alim uyandırmıştır. Ve Üstelik bu insanlar bizzat düşmana karşı silahlı çeteler, ordular, müfrezeler oluşturmuşlardır. Isparta’da Çelik Alaylar, Afyon’da Demir Alaylar kurmuştur bu büyük âlimler. Ve bu riyasız, gerçek âlimlerin gayreti ile bu millet Mustafa Kemal’in emrine koşmakta, vatanı, devleti, milleti korumak için cihada koşmaktadır. Uyanış geç olmuştur ama mutlaka teslim olmayı telkin eden, düşmanın insafına, merhametine sığınmayı telkin eden zaaf içerisindeki yanlış siyasetin, o merkezin hükmünün bittiğini, bu millet anlamış, emrine girilmesi lazım gelen gücün mücahit Ankara olduğunu anlamıştır
“MİLLİ, DEMOKRATİK, ÇAĞDAŞ
PARTİLER TOPLULUĞU”
Sözün kısası bir merkez zafiyete düşerse bizim geleneğimizde bir başka merkez onu üslenip patırtısız gürültüsüz, sessizce halleden, onun yerine geçen, o görevi üslenen ikinci bir merkez olur.
Şunu demek istiyoruz: Ahlakını yitirmiş, hukukunu yitirmiş olan siyasetin yeni bir merkezini oluşturuyoruz. Bunun adı “Milli, Demokratik ve Çağdaş Partiler Topluluğu”. Bu Partiler Topluluğu’nun daimi olarak, aynı Birinci Meclis gibi çalışmasını teklif ediyoruz, ve bu merkezin daimi sekretaryası bulunmasını istiyoruz. Aynen Birinci Meclis gibi bu Partiler Topluluğu daimi toplantı halinde olacaktır. Teklifimiz budur. Kimler girecek? Ben bu millettenim diyen, bu millete bağlıyım diyen tüm partilere açık olacaktır. Demokrasiye, insan hürriyetine bağlı, inanmış olacaktır, laik olacak; kimsenin diniyle, diyanetiyle, fikriyle, düşüncesiyle kavgalı olmayacak. “Leküm diniküm veliyedin” diyecek, buna saygılı olacak. Hiçbir yerde imam bayıldı demeyecek.
Değerli arkadaşlar!
Bu çalışmanın içindeyiz. İttifak kavramına yakın olduğunu bildiğimiz, Rahşan Ecevit’in başlattığı, rahmetli Ecevit’in de vasiyeti, tavsiyesi. Türkiye’nin parçalanmış siyasi gücünü toplamak lazım. Bu topluluğu ancak bir ittifak sistemi içinde gerçekleştirmek mümkündür demiş ve hanımı da vefatından sonra onu sürdürmeye çalışmıştı. Maalesef o sonuçlandırılamadı. Çünkü bu konu sadece demekle olmaz. Bu işi çok iyi bilmiş olmak, etüt etmek lazım gelir.
Hani, hayati bir konuda o konunun üstadı olan bir zata gitmişler o da bir saat içerisinde o işi çözmüş, halletmiş. Ücreti demişler, o da büyük bir rakam istemiş. Demişler ki verelim ama bir saatlik bir emek için bu ücret fazla değil mi? O da “hayır, kırk yıllık tecrübe artı bir saatlik çalışma” demiş.
Sizin yıllardan beri yaptığınız tecrübelerin, itiraz edilen, küçümsenen ittifak çalışmaları -çünkü bu merhamettir, rahmettir, bu millete sevgidir, bu enerjiye yazık olmasın, bu insanlar parçalanmasın düşüncesi asil bir düşüncedir- bugünkü siyasetin bir numaralı kabulü haline gelmiştir, itiraz eden kimse kalmamıştır. Hatta Sayın Baykal bile neredeyse eski tavrını bırakmıştır. Demek ki kırk seneden beri takip ettiğimiz yol doğrudur ve Türkiye için kurtuluş yoludur.
Burada partileri tasnif ederken bu ittifak düşüncesine açık siyasi partileri ve akımları düşündük. O halde rahmetli Ecevit’in de yıllar sonra kabul ve itiraf ettiği bu partiden başlayalım dedik. DSP’yle, Sayın Sezer ile görüştük. Bu anlattıklarımı Sayın Sezer’e de anlattık. Bu arada ortanın solunun ne olduğunu, tarihi kaynaklarının neler olduğunu izah ettik. Kaynaklar bellidir, burada neyi bulacaksınız? İslam’ın zekâtını bulacaksınız, sadakasını bulacaksınız, fakirleri, yetimleri, ihtiyarı korumayı, hayatı korumayı tavsiye eden kaynaklara ulaşacaksınız, ulaşamıyorsanız bir yanlışlık var demektir. Türkiye siyasetinin sol ayağının feyizli kaynaklarından biri bizim tasavvuf kültürümüzdür. Onun da temeli Kur’an’dır, Resulullah’ın tatbikatıdır, camimizdir. Adak taşlarını cami kenarında yüz yıllardan beri yaşatmış bu millet. Sosyal adalet, sol diyorsanız, ekonomik manasında sol, teolojik manasında sol değil, bugün ekonomik manada soldan bahsediyorsanız, Avrupa solundan bahsediyorsanız, Avrupa solunun çıkış sebeplerini Türkiye için uygulamak istiyorsanız Marks’a, Lenin’e, oraya, buraya gitmeye hiç gerek yok ki. Sen kendi dinine, kendi tarihine bir baksan; bir fütüvvet teşkilatı seni ihya eder, bir lonca teşkilatı, bir vakıf teşkilatı öyle. Bunlar abidevi eserler. Sen bunları anla, yararlan. İşte sol bu, Türk’ün solu da budur. Ama Moskof solu olmak istiyorsan…
Burada yanılmayalım. Tabii mümkün olduğu kadar Türkiye’de solun kendi milli kaynaklarını işlemesi lazım. Mesela rahmetli büyük Edebali, bir fütüvvet teşkilatının başkanı olan ve bizim sosyal adalet, merhamet kurumlarımızın başlıca müessislerinden birisi. Bu takip edilmesi lazımdır. Tabii Sayın Baykal Edebali’nin nasihatlerini yazdı, çerçeveledi ama derinleştirmesi lazım, çerçevede kalmamalı. Baykal bile son baskılar sebebi ile bir rotaya girme durumundadır.
Yani ortanın solu hareketleri ile temaslarımız sürecek.
...
Tabii bu isteğimiz, sadece partilere değil, herkes bu işe katılsın. Bu konuda açıkca düşüncelerimizi ifade ettik, mutabakat metni hazırladık. Mutabakat sözleşmesinin temel maddelerinden birisi yerli ve milli olacaksın; gâvurun aracısı olmayacaksın, gâvur siyasetinin vasıtası olmayacaksın.
Bizim olayımız, seçimlere nasıl gireriz, kaç sandalye alırız değil; Türk siyasetinin temel çerçevesini ortaya koymak ve ikinci bir merkez oluşturmaktır. Ve elbette bunun içerisinde ittifaklar da var, işbirliği de var, bu tarihi bir mesele. Millet Partisi hiçbir zaman parti çalışmalarını devletin, milletin, dinin önüne koymamıştır, koyamaz. Buna hakkı yok. Bu parti bu kutsal değerlere hizmet etmek için vardır. Gerekiyorsa fedakârlık yaparız, gerekirse mücadelenin her türlüsünü yaparız ama davamız, hedefimiz, bu kutsal değerlere hizmet aşkımız sönmez. …
Mektuplarımız, çerçeve belgesi, taslak mutabakat metni siyasi partilerimize ulaşmış bulunuyor.