…
Değerli Arkadaşlar!
Gittiğiniz yere bir belge götürüyorsunuz. Ve ne diyorsunuz? Bu olur mu, olmaz mı? Siz ne diyorsunuz? Bu ilkeleri kabul ediyor musunuz? Milli olunacak, demokrat olunacak, çağdaş olunacak bu bir. Ve bir de şu, bu mutabakat belgesinin esprisi şurada; biz 2008 seçimlerinin galibi partiler olarak bir hükümet programı çiziyoruz. Böylece ittifakı engelleyen Siyasi Partiler Kanunu’ndaki engeli aşmış oluyoruz.
Faraza, de ki, say ki sen milli değerlere bağlı, demokrat ve çağdaş bir siyasetçi olarak, bir yönetici olarak 2008 yılında bu devlete, bu millete nasıl bir hükümet programı sunarsın, bunda anlaşalım. Bunu İngiliz yapıyor, Japon yapıyor… Japonya’da kırk seneden beri bir muhafazakâr blok iktidarda; Japon kalkınmasının temeli bu. İngiltere’de öyle; Blair ile maliye bakanı bir hafta içerisinde… yıllar evvel böyle bir mutabakat belgesi hazırlamışlar, anlaşma yapmışlar. İlginç değil mi?
Bunun örneklerini siz biliyorsunuz, kim yapmış o yazışmaları; girdiği her işi kayıt altına almış ve anlaşmaya sokmuş? Bunu yapalım. Mustafa Kemal böyle, Fatih böyle, Kanuni böyle, Alparslan böyle, Melikşah böyle…
(Yugoslavya’da) Türk Ordusu büyük bir hayranlık içerisinde kaldı ve Hırvatlardan papazlardan bir heyet geldi, “sizin dedenizin bize vermiş olduğu bir ferman var onu size verelim”. Hayret verici bir ferman, Hıristiyanlara sunulmuş büyük hürriyetleri; din, ibadet inanç, çalışma hürriyetini madde madde yazmış ve bütün Osmanlı İmparatorluğu topraklarında geçerlidir diyor. Ve bir devre mahsus değil. “Osmanlı Devleti, benim ahfadımdan olan veya bana tabi olan, hangi melik, hangi devlet varsa o bunları uygulayacaktır” diyor. Asırlara meydan okuyan, neredeyse ebedi, geçilmez, zaman üstü bir belge veriyor. Bu harika bir şeydir! İşte insanlık budur! İşte hümanizm budur!
TOPLANMANIN REÇETESİ BİZDE
Biz çalışmaları başlattık. Bu bir çağırıdır, meydan okuma değildir. Gelin toplanalım, yardımlaşalım çağırısıdır. Biz bu çağırıyı sürdürürüz, sürdürmeye de devam edeceğiz, bu işi sonuna kadar götüreceğiz. Allah’a şükür hem teorisi var hem pratiği var, reçetesi de bizde.
Türkiye bir baskın seçime götürülüyor. Bu baskın seçimin de Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi kazaya uğraması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü hukuka aykırıdır. Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi halinde bu seçim takvimi iptal olur. Devlet onurunu zedeleyen, güvenini sarsan bir durumdur. Çünkü Tayip aylardan beri dedi ki “Seçim 4 Kasım 2007 tarihinde olacak”.
(İzleyicilerden birisi: Erdoğan; “Erken seçim lafını yapmak vatana ihanettir” demişti, diyor.)
O zaman kendi lafıyla bağlanmış. Vatan haini bir Tayip mi çıkıyor ortaya? O zaman Tayip Bey niye vatana ihanet etmeye devam ediyor? Amaç şu: Bunların en büyük korkuları anlaşılıyor ki, bu işleri derleyip toparlarsa bu topluluk (Millet Partisi) seçimin rengi değişir. Onun için ne yapalım, bir numara yapalım, bir erken seçim yaygarası ile sandığı kaçıralım. Hani dedin ya 4 Kasım. Neye kaçıyorsun şimdi? Bunların hesabını teker teker soracağız. Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı listede Millet Partisi’nin ismi yok. Bunun bir kaza eseri olduğundan yüz de yüz eminim.
…
Millet Partisi’ni seçimlere sokmamak için hilebazlık yapmak kimseye bir şey kazandırmaz. Millet Partisi’ni seçimlere sokmamak için hile yaparsan şundan eminim ki hile mutlaka ayaklarına dolaşır. Seçimlere girmesek bile Allah bize bunun bin misli gücünde başka silahları da verir.
Evet! Şimdi Millet Partililer görev başına. Bütün bu saydığım teker teker notlarını verdiğim belgelerin, mektupların kopyalarını aldınız. İllerde, ilçelerde, bölgelerde; arkadaşım gel bakalım, bu doğru mu? Genel Başkanınız hala düşünüyor, sen buna imza atıyor musun? Bas imzayı, Millet Partisi’nin sunduğu belgeyi hemen tasdik et kardeşim. Herkes kendi genel merkezine telgraf gönderecek, herkes baskı yapacak. Çünkü bazılarının anladığı dil bu! Biz 91 İttifak’ını böyle yaptık. Çünkü insan enaniyeti kolay iş değil. En yakınlarına bu sandalye için kazık atıyorlar.
Allah bu topluluğa güç, kuvvet itibar versin. Ayrımsız bütün Türkiye’yi kucaklayın. Yunus Emre gibi, Yaradan’ın hatırına hatayı, kusuru bağışlayın. İkaz edin, gücendirmeyin, kucaklayın. Allah bizimledir inşallah. Kalp kazanın, hayırda ısrarlı olun; şerre, kötülüğe asla pabuç bırakmayın. Onların korkulu rüyası olmaya devam edin. Güzel haberlerinizi bekliyoruz.
Birinci işimiz başladığımız işi bitirmek, ısrarlı olmak. Unutmayın kamuoyu sizinle beraber değilse olmaz, kamuoyu oluşacak. Biz öyle mitingler yapacağız ki inşallah bayrak, millet ve kardeşlik mitingleri yapacağız.
TÜRKİYE İRAN OLUR ENDİŞESİ
Bir de şu var, o kalabalıklar (Nisan, Mayıs ayı mitingleri) niye toplanıyor? Burada hepimizi ilgilendiren mesele var; buradaki insanlar bir şeyden korkuyorlar, endişe ediyorlar. O korku Türkiye Cumhuriyeti devletinin karakteri değişir, Türkiye İran gibi oluverir endişesi. Bu endişe cehaletten kaynaklanıyor, peşin hükümden kaynaklanıyor, yanlıştır! Ve bu mitingleri yönetenlerin, yönlendirenlerin dinî hassasiyetleri zayıf. Ve aralarına sızmış komünistler var, onların tahriklerinin ve etkilerinin ve bu kalabalıkları ele geçirmelerinin sorumlusu, vebali, günahı bu hükümetin boynuna, bu iktidarın boynuna. Eğri oturup doğru konuşmak lazım, insanların her birinde bir telaş meydana getirdin. Abdullah Bey iyi insan olabilir, kaliteli de bir insan olabilir. Ama Allah aşkına 352 olmaz olsun yahu… dedirttirme, insanları pişman etme. Zaten sen bir hilkat garibesisin, bu meclisteki durum itibari ile. % 24 oy almışsın, %13,5 da Baykal, geride % 63 ü çöp sandığına. Bu adil değil, bu vicdani değil. İşte böyle çarpık seçim kanunu böyle hilkat garibesi anormal iktidarlar ortaya koyuyor.
VAHŞİ KAPİTALİZM VE SABANCI
Ve bunun vebali başta Sabancı gibi insanların eseri. Onların veballeri var. Al işte, buyur! Eseriniz bu! Böyle bir meclis, böyle bir parlamento icat ettiniz! Kafese konulacak bir iktidar ve kafese konulacak bir muhalefet oluşturulsun diye. Hiç kusura bakma Sabancı kardeş, bu söylediğin yatırımlar olmaz… Orası devlet arazisi, burası orman arazisi diyecek bir iktidar lazım demek ki. Al git bozkıra, oraya yap. Arazini vereyim ve teşvik de vereyim, her türlü yardımı yapayım. Sanayi; adam gibi sanayi, ticaret; adam gibi ticaret. Evet, serbest ticaret, endüstri serbest, serbest ekonomi bunun bir numaralı savunucusu biziz. Bütün engellerin kaldırılmasını isteyen biziz. Ama şu an Türkiye’nin yaşadığı rejimin, ekonominin adı vahşi kapitalizmdir, serbest ekonomi değildir.
Devlet ekonomiden elini çeksin, prensip olarak doğru. Nedir devletin vazifesi? Ekonomiyi düzenleyen devlet olacak. Elbette vatandaşın kaliteli olarak iyi çalışması, teşebbüs etmesi için sen imkân kapılarını eşit olarak açacaksın. Elbette Pazar Ekonomisi hayatın bir gereği, bu pazarı düzenlemek de aklı başında bir devletin vazifesi. Sen bu pazarı düzenlemiş değilsin, yolgeçen hanına döndürmüşsün. Bu ülkenin ezilmesine, yok edilmesine, tahrif edilmesine, tahrip edilmesine karşı hiçbir tedbirin yok. Yani bu ekonomi akıllı değil, hukuka dayanmıyor. Türkiye’de yaşanan bu ekonomi fakirin, az gelirlinin, dar gelirlinin ezilmesine seyirci kalan, onu önemsemeyen bir ekonomi; buna vahşi kapitalizm denir. Biz elbette serbest ekonomi, elbette serbest pazardan yanayız. Ama bunun ahlaki vazifeleri var. Yetime, dar gelirliye, vatana, devlete yapacak hizmetler de var. Hiçbir şey karşılıksız değil, hiçbir iktidar, hiçbir güç görevsiz olmaz, sorumsuz olmaz. İş adamlarımızın, patronlarımızın, zenginlerimizin de yapacağı bir yığın manevi, ahlaki, hukuki görevleri var. Biz pazarımızı böyle düzenleyeceğiz.
İKTİDARIN AHLAKSIZLIĞI
Her hangi bir iktidarın uyması lazım gelen kurallar bütünü anlaşma ile ortaya konmuş. Anayasa denen bir senet var. Bunun altında birtakım başka senetler var. Ve devletin bu görevleri yerine getirmekte görevlendirdiği temel kurumlar var. “Ben seçimi kazandım bunların her birini bozup atacağım” derseniz cehalet yaparsınız, her türlü eziyete, saldırıya kendi elinizle sebep olursunuz. Ahlaka aykırı, vicdana aykırı, akla aykırı. Bir iktidar iğreti oyla 352 iğreti sandalye aldı, ama ahlakı, hukuku olmayan, gerçeklere uygun olmayan bu iktidarın sürdürülebileceğini sanıyor. Bu siyasi bakımdan tam bir körlüktür. Size zaten bir senet verilmiş. Siz diyorsunuz ki ben ne yapayım bu 352 milletvekili bana verildi. Bu seçim kanununa göre herkes seçime beraber girdi(!) Ben bunu az boy farkı ile de olsa aldım. Dolayısı ile kuralları değiştirmemin anlamı yok. Maç başladıktan sonra kuralları değiştirmek olmaz.
…
Maça girdik, hakem düdüğü çaldı, kurallar neyse o. Oyunun ortasında değiştirilmez. O kurallar içerisinde yok mu Anayasa Mahkemesi diye bir şey, yok mu YÖK diye bir kurum, yok mu TSK diye bir kurum? Var! Cumhurbaşkanı ile geçineceksin, Genelkurmay Başkanı ile uzlaşma halinde olacaksın aklın çalışıyorsa. Basını ile, YÖK’ü ile, hâkimleri ile uzlaşma içinde olacaksın. “Demokrasiye sıkılmış kurşundur” diyorsun. Ondan sonra da hepimiz mahcup oluyoruz. İmam kıvırdı diyorlar. Benim dini duygularımı incitmeye hakkın yok. İmam kıvırmaz da, bayılmaz da…