AYIPLI DEMOKRASİ
Şimdi bu yapılmakta olan cumhurbaşkanlığı seçimi, Türkiye’nin içine sürüklendiği bir ayıbı gözler önüne getirmiştir. Bu maske düşmüştür. Türkiye’de demokrasi diye bize, birbirimize yutturula gelen çarpık, sağlıksız, arızalı, tık nefes ve de ayıplı ve meşruiyeti kıl payı -yani bir adam dese ki gayrı meşrudur- caiz diyebilirsin. Çünkü oturdukları makamda rıza yoktur. Temsil adaletsizdir. Türkiye’nin kırk bir milyon seçmeni var. Kırk bir milyon seçmenin oylarının ancak yüzde yirmi dördü var bu parlamentoda. Tümünü topladığında on yedi daha ilave et yüzde kırk ancak. Yüzde kırk geçerli sayılan oyları var, yüzde altmış altı vatandaşın oyu yok. Vatandaşların çok büyük bir kısmı da zaten seçimlere ümitleri olmadığı için katılmıyorlar. Para cezası olmasına rağmen katılmıyorlar. Bu, Türkiye’de ki demokrasinin ne kadar enti püften olduğunu gösteriyor. Bunun söylenmesinden de ödleri kopuyor bunların! Hangi parlamento cumhurbaşkanı seçiyor? Nasıl bir parlamentoymuş bu? Parlamento sık boğaz edilmiş, milli iradenin yansıması engellenmiş, hangi demokrasiden bahsediyorsun sen? Bu ayıplı bir demokrasi yahu! Birinin bu maskeyi indirmesi lazım. Maskeleri ise sadece yiğit kişiler indirir…
(Alkışlar, ‘’Millet İktidar, Edibali Başbakan!’’ tezahüratları.)
İKTİDAR GÖNÜL RIZASINA DAYANAN BİR AHİTLEŞME İLE MEŞRUİYET KAZANIR
Demokrasi esası itibarı ile bizim geleneklerimizle düşündüğümüzde, geleneksel hukukumuzu hatırlatan, onunla uzlaşma halinde olan bazı esaslara sahiptir. Temeli şudur: İktidar veya devlet ancak gönül rızasına dayanan bir ahit ile oluşur. Meşruiyetinin temeli budur.
Değerli arkadaşlar!
Bu parlamentonun arkasında halkın rızası yoktur! Yüzde altmış’ın oyu yoktur! Seçmenin yüzde altmışının oyu yoktur…
İki parti var, iki parti ihdas ettiler, icat ettiler. Bundan acaba Sabancı memnun mudur? Ve Türkiye’ye böyle bir seçim sistemi dayatan, büyük patron taifesi, bu yanlış, garip, fakirin fukaranın perişan edildiği bu siyasi ve ekonomik düzenden menfaati olanlar? Kim yönetiyor? Kim istifade ediyor?
DEVLET SÖZÜ NERDE?
Orta tabaka gitmiş, orta direk bitmiş, memuru, esnafı, çiftçisi, işçisi memnun mu? Peki, memnun olmadığı halde niye ülkede ses seda çıkmıyor? Bütün televizyonları, bütün medyaları, bütün gazeteleri esir aldınız yahu! İşgal etmediğiniz bir basın var mı? Milli basın yüksek tirajlı basın var mı? Yok! Söz söyleme imkânı var mı bu memlekette? Hakikatleri söyleme imkânı var mı? Neyzen Tevfik’in dediği zaman “önce söyletirler sonra bilmem ne ederler ananı”… Bunların hali de bu... Hadi konuş!? Nasıl konuşacaksın? Bütün gazeteleri almış, bütün radyoları kapatmış. Nereden alıyor bu gücü? Şuradan alıyor: Bugün Irak’ta insanlar büyük sıkıntı içinde yaşıyorlar. Peki, Türkiye’nin kırmızı hatları vardı. Nerede o kırmızı hatlar? Nerede devlet sözü… nasıl bir devlet sözü bu? Hangi devletin sözü? Yani sen itibarını, sen inandırıcılığını kaybetmiş, düşmanların korktuğu devlet olmaktan çıkmışsın. Senin pasaport verdiğin adam seninle alay ediyor sen hala başbakanım diyorsun.
Ve cevap vermenin manası ne? Neydi o? Ortadoğu’nun dansözü filan Talabani filan dedikleri adam kim, kimin nesi bu adam? Senin pasaportunla geldi. Sen buna pasaport verdin, maaş da verdin üstelik, ne oldu? Biz bunları soracağız. Ona cevap vermesi gereken Hatay valisidir! Başkası değildir!
(Alkışlar, ‘’Millet İktidar, Edibali Başbakan!’’ tezahüratları.)
MUKTEDİR DEVLET
Devlet işinde konuşmak sözle değil, işle olur! Sen konuştun mu, indirir, getirir, burada yargılarsın! İcabına bakarsın, nasıl tayin ettiysen öyle de azledersin! Hırsızı yakalamış aciz çocuğun hali gibi bağırmanın gereği yok. Ona buna bağırmak ne Sayın Başbakana, ne de Dışişleri Bakanına yakışık gitmez. Ona Hatay Valisi cevap verir veya vermez.
Muktedir bir devlet arıyoruz. Devletimin muktedir olmasını istiyorum. Bu devleti muktedir bir devlet haline getireceğiz. Millet Partisi’nin iradesi budur.
(Alkışlar, ‘’Millet İktidar, Edibali Başbakan!’’ tezahüratları.)
İKİ AHBAP ÇAVUŞ: ERDOĞAN-BAYKAL
Değerli arkadaşlar!
Cumhurbaşkanlığı seçimleri anti demokratiktir, rızaya dayanmamaktadır. Halkın yüzde almışının rızasının olmadığı bir düzenleme yapıyorsunuz. Davul zurna çalıyorsunuz ama olmuyor. İşin olmazlığının sebebi budur; rıza olacak, denetleme olacak! İstişare olacak! İstişare!... Ee.. ne yapıyor şehremini? Emin olmadığı da anlaşılıyor. Tabi sormak lazım, Sayın Erbakan emin misin bu adamdan “hiç emin filan değilim, ilk ihanet ettiği de benim” diyecek değil mi? Bazı laflar ağır gidebilir, acı olabilir ama acı da olsa söyleyeceğiz. Çünkü ortalık yağcı dolu. O zaman biz söyleyeceğiz. Nerede istişare? Yok! Şimdi Deniz Bey anlatacak bu adam korkmadı, cesur, vallahi billahi ben açıklarım diyordu. Neredeyse adamın fetvası tuttu!? İki ahbap çavuş mu yönetiyor bu ülkeyi. Muhalefeti belli. Sol, nasıl bir sol ise… Nasıl bir sol? Sol demek adalet demek, sol fukaranın hakkı demek, sol yetimin hakkı demek. Solun gerçek manası bu. Kuran’ı Kerim’deki manasını kastetmiyoruz. Avrupa’da bu akımın ortaya çıkmasının sebebi; yetimin hakkını, emeğin hakkını korumak, insanın hakkını korumak; zayıf halde kalan savunması olmayan kesimlerin savunucusu olmaktır. Bu tamamen bizim geleneklerimize ait bir şey. Bu bizim tarihimizin en ibret alınacak, gözyaşları ile dolu sayfaları da öyle. Yetim ile, köle ile, kadın ile, erkek, âlim, cahil adaletin karşısında asla şaşmamış; hak ettiği hürmeti de daima görmüştür. Evet, dost acı söyler doğruyu söyler. Hikmet lafın, hikmeti ise ancak hikmeti takdir edenler tarafından anlaşılır, takip edilir.