SİYASETÇİNİN OMUZUNDA YABANCI KUŞ TÜNEYEMEZ
Türkiye’de bir miting yaptı insanlar. Korkularını, endişelerini dile getirdiler. Biz söyleyelim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük fedakârlıklarla kazandığı, savunduğu Türkiye Cumhuriyeti topraklarından milimini feda etmez! … Benim cumhurbaşkanım, benim başbakanım, asgari seviyede, Amerikan Başkanı ne ise dış ilişkilerde seviyesi odur, onun altında değil! Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanlığı ve Başbakanlık ve bakanlar her şeyden evvel, Türkiye’nin hükümran bir devlet olduğunu daima hatırlayarak, onun şuur ve idraki içinde, onun onuru ile hareket etmek mevkiindedirler. Türk Milleti’ni temsilde vesayet altında bir ülke imiş gibi göstermeye kimsenin hakkı yoktur. Yani, eğer siyasetçilerimizin omuzlarında başka bir takım ülkelerin kuşları tünemişse, fikirleri akılları oradan alıyorlarsa, onlara danışarak karar veriyorlarsa sürekli bunun adı istişare filan değil, bunun adı efendilik talebidir. Biz efendilik talebinde bulunan, bulunmaya çalışan bütün devlet ve siyaset adamlarından bu davranışlarının hesabını mutlaka sorarız.
(Alkışlar ve “Muhteşem Türkiye!” tezahüratları).
DEVLET GELENEĞİMİZ BOZULDU
Değerli arkadaşlar!
İstişare aleni olur, herkes tarafından bilinir yapılması gerekli olan kişilerle yapılır. Ve bu istişare millete daima hesap verilmek üzere yazılı halde kaydedilip, tutulur. Bütün devlet başkanlarımız yaptıkları her şeyi milim milim yazmışlar, yazdırmışlardır. Bu devletimizin en önemli geleneğidir. Devlet işlerinin kaydedildiği ta Hz. Peygamberden beri İslam tarafından. Töresel olarak bizim Türk, Türkmen geleneklerinde devletin yapmış olduğu, emirin yaptığı, beyin yaptığı her davranış mutlaka istişare ile yapılır ve bu istişare de mutlaka zabıt altına alınır. Bu gelenek bazıları tarafından bozulmuştur, ihmal edilmiştir. Şu olmaz olası telefon diplomasisi dedikleri diplomasi Türkiye’de devlet geleneğini rafa kaldırmıştır. Bunu kaldıranların başında da Özal gelmektedir.
Özal tipinde devlet başkanları, Özal tipinde siyasetçiler isteniyor. Çünkü bunların istişare divanı; kokteylerde kulaklarına fısıldanan laflardan ibarettir. Hepsi budur. Devletin herhangi bir hazırlığının olmadığı, dosya çalışmalarının yapılmadığı, ezbere, ayaküstü yapılan ve nereden geldiği belli olmayan telkinler. Soramazsınız, kaydı yok çünkü. Ama Mustafa Kemal’in yaptığı bütün çalışmalarının her birinin kaydı vardır. Niye? Bir devlet adamıdır. Şu kötü Hitler’in bile kayıtları vardır. Ama bizim son on senelik devlet dönemimizde başbakanların, cumhurbaşkanlarının kaydı yoktur. Bu geleneği iptal edeceğiz, değiştireceğiz, düzelteceğiz. Ve Özal’dan itibaren bu yamukluğu kimler yaptıysa yargılayacağız!...
(Alkışlar ve “Millet İktidar, Edibali Başbakan!’’ tezahüratları.)
SEKİZ VİLAYET HİKAYESİ NEREDEN?
Mesela, adam resim yapıyor, hep resim yapıyor. Gel bakalım, Evren gel! Şu haritanın hesabını bir ver! Sen nerden çıkarıyorsun şu sekiz vilayet, eyalet hikâyesini? Sen nerden bunu buldun? Peki, geldin, hadi insanlar öldürülüyor, kesiliyor diye oturdun, diyelim ki oturdun, kan durdu. İyi ettin eline sağlık. Peki, neden bazılarına yasak yaptın, bazılarına da serbest dedin? Sen niye üç tane mutemet adam icat ettin? Türkiye sömürge ülkesi mi? Diğer insanlar nerede? O vetolu, bu vetolu, o olmaz, bu olmaz. Neden Özal’dan vetoyu kaldırdın?Tabi yıllar sonra öğreniyoruz: O yasak bu yasak. Özal’da yasak başlangıçta. Gelir Atlantik’in ötesindeki komşumuzdan beş yıldızlı bir General, Evren’in arkadaşı. NATO’da komutan. Der ki: “Sayın Evren üzerine çizik attığınız bazı adamlar var, özellikle şu Özal’ın yasaklı olması bizce düşündürücü, Türkiye’de demokrasi yok diyeceğiz. Hatta demokrasinin iyi işlemediği konusunda hatta hiç işlemediği konusunda endişelerimiz var diyeceğiz”…
Herkese yasak o’na serbest. İşte bu Türkiye’nin hükümranlık haklarına müdahaledir! İşte! Evren’i bundan yargılayacağız. Savcılar şimdiden hazırlıklarını yapsınlar. Sayın Evren sen, Türkiye’nin hükümranlık haklarını çiğneme hakkını nasıl buldun? Bu yetkiyi nereden aldın? Gel hesap ver bakalım. (Alkışlar) HALKIN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEK İÇİN VARIZ
Evet, niye varız burada, endişeler gitsin diye. Yoksa ne işimiz var, nedir bu davanın sebebi? Bu devlet düzeninin, Türk Milleti’nin istediği; kurtla kuzunun yan yana yaşayabildiği, kimsenin kimseye zulmetmediği, herkesin hürriyet içerisinde yaşadığı, fukaralığın olmadığı, herkesin mutlu olduğu ve sloganda ifadesini bulan herkesin yüzünün gerçekten güldüğü, razı olduğu bir devlet yönetimi, bir yönetim biçimini, yönetim üslubunu ortaya getireceğiz. Türkiye’yi adil bir seçim kanununa kavuşturacağız. Hiç kimsenin oyunun zayi olmadığı, hiç kimsenin “ben onları beğeniyorum, ama kaybederler” endişesini duymadığı, barajların olmadığı adil bir seçim sistemini getireceğiz ve herkes istediğini seçebilecek. Ama seçilenlere istikrarı sağlamak üzere sınırlar getireceğiz. Seçilmiş bu meclis kısa süre içerisinde hükümet yapacak, Türkiye’yi hükümetsiz bırakmayacak. Koalisyonlar gelecek, ama bu koalisyonlar milletin gözü önünde koalisyon olacak. Ne alıyorsun ne veriyorsun bilinecek.
(Alkışlar ve “Millet gelecek, Yüzler gülecek!” tezahüratları).
ARAYIŞTAKİ TOPLULUKLARA REHBERLİK İÇİN DERLENİP TOPARLANALIM
Herkes şu an ki siyasi arayışta bir merkez arıyor, bir kurtuluş arıyor, bir iktidar arıyor. Ama diyor ki filanlar iyi, falan da fena değil, iyi. O da olsa, filan da olsa pek zararı olmaz, o da bulunsa. Ama ayrı ayrı kardeşim… Ne yapacağız bunları? Bu herife yine mi muhtaç olacağız diye bakıyor. Bunlar da davulu çalıp duruyorlar, kendilerine göre. Bir umut, kulağı bir tarafta (seste) vatandaşların… Bunları birileri araya bir getirse de yani… Tek elin nesi var, iki elin sesi var, bazıları bir araya bir şekilde getirilse olmaz mı? Kim getirebilir?
Bazıları gelip bize diyorlar, “sizden bir şey yok mu başkan”, “siz bu işi daha evvelden yaptınız, bunun bir sırrı esrarı varsa, bir himmet etseniz”. …
Millet Partisi’nin derlenip toparlanması bu büyük derleniş, toparlanışta önemli vazgeçilmez bir kılavuz, hatta omurga olacak.
(Alkışlar ve “Millet gelecek, Yüzler gülecek!” tezahüratları).
CİDDİ, TUTARLI PARTİLERE EŞİT HAKLAR
Hazine yardımı? Kaldırmak lazım. Yapıyorsan işte, pekâlâ yapılıyor. Millet Partisi yapıyor, sen de yap. Hazine yardımı kalkacak…
Kendisini bir siyasi parti olarak, bir süreden beri seçimlere katılmak suretiyle varlığını, iradesini gösteren, aldığı oy ne olursa olsun ciddi ve tutarlı olduğu sabit olmuş her partiye; devletin bütün imkânlarından eşit şekilde yararlanma imkanını, propaganda imkanını, kendisini duyurma, anlatmak imkanını sağlayacağız. Zaten bunlar o söylediğimiz seçim kanununun düzenlenmesinde adaletin gereği olan şeylerdir.
İŞTE DEVLET!..
Değerli arkadaşlar!Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, bu milletin asırlık rüyalarını gerçekleştiren bir devlet yönetimi haline gelmesini sağlayacağız. Davamız, hayalimiz bu!
(Alkışlar ve “Muhteşem Türkiye!” tezahüratları)
Yani devletimiz milletin devleti olacak, halkın devleti olacak. Tarihinin devleti olacak. Devlet aklın, hikmetin devleti olacak. Diyeceksiniz ki neden aklın devleti. Mükemmel bir aklın ürünü olacak her yaptığı iş. İnsanlar diyecek ki devletin yaptığı işlerden; “helal olsun ancak bu kadar yapılabilir.” İşte aklın devleti olmak bu demektir. Yaptığı her kanun, her nizam, intizam akıllara bir seza! İlim devleti, hikmet devleti, hukuk devleti olacak. Hakkın devleti, fakirin devleti, merhametin devleti olacak. Ve muktedir bir devlet olacak! Düşmanlarını korkutan, dostlarını sevindiren! İsrail Dışişleri bakanı ne diyor: “İki tane pasaportumuz olsa; bir tane Türkiye Cumhuriyeti pasaportu olsa, bütün Ortadoğu’da geçse, bizim İsrail Devleti’ninki de İsrail’de olsa” diyor. Aynen onaylıyorum, ne diyorsunuz?
(Alkışlar ve “Muhteşem Türkiye!” tezahüratları).
Cezayir Maliye Bakanı üç sene evvel söyledi: “Niye olmayacak işlerle meşgulüz, niye gereksiz işlerle meşgulüz. Türkiye’nin elinde bu imkânlar var; İslam Konferansı Örgütü var, Karadeniz milletler topluluğu var, Akdeniz milletler topluluğu var. Peki niye bir Osmanlı komonvelti olmasın? Cezayir’de, Libya’da orda burada”…
Bu Türkiye’den önce bir takım aydınların aklı başında insanların söylediği aklın, hikmetin, maslahatın gereği. Evet! Devlet bunları tetkik eden, araştıran, düzenleyen bir devlet olacak. Bizim askerlerimiz emekli olup ayrılırken: “Ben ayrılıyorum, ama durum bundan ibarettir, vaziyet çok kötü, ne yaparsanız yapın, Allah selamet versin” demeyecek. Emekli olmadan evvel anlatacak derdini, davasını.