BİZ BÜYÜME, GELİŞME SÜRECİNİ YÖNETMELİYİZ
(Kurultay seçimlerinden sonraki konuşma)
Değerli Arkadaşlar!
…
Buna ben yoğunlaştırılmış kongre dedim veyahut da acil kongre. ... Yoğunlaştırılmış kongre derken amacım şudur: İfade ettiğim devlet görevlerini, millet görevlerini gerçekleştirmek amacıyla bizim yapmakta olduğumuz husus siyasi uyanışın rehberliğini yapmak, kıvılcımını oluşturmaktır. Bundan sonra büyük iltihak kongreleri yapacağız, iltihak kongreleri.
(Alkışlar ve “Milletim Uyan!” tezahüratları). Bugün bir yığın parti var. Siyasi hürriyet var bu ülkede. Bu gayet normaldir, teşebbüs hürriyeti vardır, saygı ile karşılarız, müsamaha ederiz. Ancak Türk Milleti’nin, İslam Dünyası’nın, bu bölgenin, kaybedecek ne zamanı, ne enerjisi, ne parası, ne gücü var. Bizim her şeyimiz kıymetli; vaktimiz kıymetli, paramız kıymetli, sıhhatimiz kıymetli, hepinizin zamanı kıymetlidir. Bunları iyi değerlendirme mecburiyetindeyiz. Siyasette bir yol takip edeceğiz, siz de o yolu takip edeceksiniz. Biz bir süreci yönetmekle görevliyiz; büyüme ve gelişme. Attığımız her adım, attığımız her hamlede biz sürekli kazanan bir stratejiyi takip edeceğiz. Siyasetteki bütün davranışlarımıza hâkim olan felsefe bu olacak; başarmak, sonuç almak, yüksek verimlilikte çalışmak. ZAFERİ HEDEFLEYEN BİR STRATEJİDE SORUMLULUK
Yapılacak çok önemli ve büyük görevlerin olduğunu ve bundan sonrada biz sürekli zaferi amaçlayan bir stratejiyi yönetmekle görevli olduğumuzu söylüyorum. Sizin temsil etmeyi düşündüğünüz şahıs, şahsiyet, siyasetteki hedefiniz şudur: Siz velayet-i hassayı talep etmiyorsunuz. Sizin talep ettiğiniz şey velayettir. Bunu aklınıza yazın üzerinde düşünün, siz velayet istiyorsunuz. Velilik istiyorsunuz. “Ey Allah’ım, ben bu ümmetin takdir buyurursan velisi olmak istiyorum.” Yani üç çocuğun, beş çocuğun babası olarak değil. Ananın, babanın velayeti çocukları ile sınırlıdır onları korur, gözetir. Sülalenin büyüğünün, dedenin velayeti var ise sülalenin insanlarını korur gözetir. Muhtar ise mahallenin insanlarını gözetmek mevkiindedir. Kaymakam, vali, başbakan bölgenin bütün insanların velisi olmak gibi bir görevdedir. Bu bizim haddimiz değil ama, bizden başka da layık kimse görmediğimiz için öyle diyoruz.
DAHA LAYIK BİRİ VARSA O KOLTUKTA OTURMAK HARAM
Ve bütün büyük devlet adamları, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlıların içlerinden bazıları büyük bir hassasiyetle aramızda bu göreve, benim talip olduğum göreve, durduğum makama benden daha layık kimse var mı deye bakar. Eğer daha âlim bir adam varsa ona, hele evladı resulden biri varsa mutlaka makam ona teklif edilir. Bu işin terbiyesi adabı budur. …
Kendimizden daha üstün, daha layık biri olursa orda kalmak bize haram. Bunu asla unutmayın. Bu talip olduğumuz makam için böyle ağır bir sorumluluk vardır. Bu velayet-i ammeye talip olmaktır. Bu az bir sorumluluk değildir. Bu sorumluluğu hatırlamak lazım gelir. Ne diyor? Küfe’de yahut Dicle’nin üzerindeki bir köprüde bir kuzunun ayağı kırılsa Rabbim onu benden sorar diyor. Sorumluluğu budur bu işin. Talip olduğumuz yerin sorumluluğu böylesine büyük bir sorumluluktur. Allah hepimizin yardımcısı olsun.
Değerli arkadaşlar!
Demek ki büyük bir ıslahat, büyük bir uyanış bizim programımızda mevcut. Büyük sorumluluk var. Gelişmeyi, büyümeyi, zafer kazanmayı sağlayan bir stratejinin içindeyiz. Pek yakında inşallah milletin iktidara geçişinin merasiminde de beraber olacağız.
GELECEK İÇİN MİLLET SAFLARINA DAVET!..
Değerli arkadaşlar!
Sizden ricam; herhangi bir parti ayırımı yapmaksızın, muhitinizde dürüst, namuslu, aklı başında, milletin meseleleri ile ilgilenen kişileri gözden geçireceksiniz ve hepsine Millet Partisi’nde bir yer hazırlayacaksınız, bir koltuk, bir post. Millet Partisi’nde düşünülebilecek en güzel makamlar var, her türlü imkân da var. Çünkü bizden daha iyi olduğuna emin olduğumuz, daha çok çalışabileceğini kabul ettiğimiz, inandığımız arkadaşlarımızı aramıza almakta hatta onları ön saflara itmekte hiçbir problemimiz yok. Bizim ayrımız gayrımız yok. Hangi partiden, nereden, ne şekilde bulunmuş olurlarsa olsunlar yeter ki bize şaibe bulaştırmayacak, hırsızlıklarıyla meşhur, millet tarafından lekelenmiş insanlar olmadıktan sonra milletin bayrağı bayrağım deyen kim varsa bu çatı altında birleştirmek için, bu saflarda hizmet etmek için herkese candan ulaşacaksınız ve partiye getireceksiniz. Millet Partisi bir suni teşekkül değildir. Çok isabetli bir slogan ortaya konmuş: “Millet Partisi, Milletin Kendisi.” Millet burada olmalı. Milletin temsilcileri burada olmalı. Önce kayıp kuzularımıza bakacağız. Vaktiyle sizin beraber bulunduğunuz, meslek arkadaşınız, sınıf arkadaşınız, okul arkadaşınız, yurt arkadaşınız, birlikte Milli Mücadele’de çalıştığınız ne kadar insan varsa, sağa sola kaybolmuş kuzular, dağılmış başka ağıllara girmiş, kurdun ağzına girmek üzere olan, ümitsiz ama sizinle irtibat kuramayan insanları buyurun deyeceksiniz.
Ellerimizi açacağız, sadece hırsız, hain olmak dışında herkesi kucaklayacağız. Bundan sonra ki kongreler katılım kongreleri olacak. Benim deyeceğim bu kadar hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun var olun.
(Alkışlar ve “Millet İktidar, Edibali Başbakan!’’ tezahüratları.)