HRANT DİNK CİNAYETİ VE TÜRKİYE’YE AÇILAN PSİKOLOJİK SAVAŞ KARŞISINDA BELİREN YÖNETİM ZAAFİYETİ
Geçen sayı incelemeye başladığımız menfur bir cinayetin etkileri Türkiye’yi bir uçtan öbür uca savurdu. Savrulma şimdi sarsıntılar şekline dönüşmüş olsa da devam ediyor! Belgeler ve bilgiler gün yüzü görmeye başladıkça Dink cinayetinde o kadar çok şeyin belli olması gerçekten şaşırtıcı. Cinayeti kimin veya kimlerin işleyeceği, kimlerin sorumlu tutulacağı, Türkiye’den nelerin isteneceği belirlenmiş. Senaryo yazılmış, senaryo uygulanmaya hazır, sadece bir tek şey müphem bırakılıyor? Maktul veya kurbanın ne zaman ne şekilde bertaraf edileceği. 7 şubat tarihli Milliyet, “olacakları bir tek Hrant Dink bilmiyordu” diyerek faciayı özetlemiş! Facia olarak vasıflandırmamıza sebep, jandarmadan emniyete kadar tüm
güvenlik birimlerinin olayı bilmekte oluşu!? Tabi bilen makamlar üzerlerine düşen görevi yerine getirdiler mi, getirmediler mi, sorusu ciddiyetle ve hassasiyetle üzerinde durulacak ve sonuçlandırılacak hayati konu. Ve medya bu konuda bilgi kirliğinden şikayet edilse de çok önemli eksiklikleri ortaya çıkardı; gözler önüne serdi.
İÇ VE DIŞ GÜVENLİK SİSTEMİMİZİ DEĞERLENDİRMELİYİZ!
Bir ölçü olarak şu soruyu, yazarımızın, çizerimizin, idarecimizin elini vicdanına koyarak sorması gerekiyor! Tüm vatandaşlarımızın güvenliğini sağlayacak tedbirler ve uygulamalar konusunda söylenecek çok şey yok mu? Türkiye’nin, Türk Milleti’nin hayati ve gerçek çıkarlarının dünyada, bölgede ve ülkede korunabildiğini söylemek mümkün mü? Büyük şehirlerde kapkaç suçunun ulaştığı düşündürücü boyut, Güneydoğu Anadolu’da PKK ve benzeri silahlı ayrıştırma ve bölme çabaları karşısında gaflet ve dalalet içine yuvarlanmış siyasetin ülke güvenliği konusunda söyleyeceği sözlerin anlamı yok! Hrant Dink’in vefatı hakkında çok şey söylendi ve öyle görünüyor ki çok şey söylenecek ama sonuç olarak, zengin, içerde ve dışarıda destekçileri bulunan bir cemaatin mensubu olmak, hakkını, hukukunu arayabilme imkanına sahip olmak anlamına geliyor maalesef Türkiye’de! Halkımız buna isim bulmakta da hiç gecikmemiştir! Halk bu tür ayrıcalıklı kişilere ‘torpili var!’ ‘dayısı var’ der. “BENİM ANCAK CENAZEMİ TÜRKİYE ALEYHİNE KULLANABİLİRLER” DİYEN DİNK NEDEN KORUNAMADI?
Böylesine güçlü cemaat bağlantıları olan bir kişi neden korunamadı, böyle bir suikastin hazırlanacağı bilinebilir görünmesine rağmen güvenlik sistemi niye çalışmadı veya çalışamadı? Buna karşılık Türkiye aleyhine hazırlanan kampanyaların tetikleyicisi olarak seçilen bu menfur cinayet ve maktul, olay konusundaki pek çok bilinene rağmen neden önlenemedi? Bunlar az önce işaret etmiş olduğumuz gibi hayati ve önemli araştırma konuları. Bunlar araştırıladursun, biz olayın başka bir yönüne bakalım, bakmalıyız! Soru şudur; acaba ne ile karşı karşıyayız? Bu menfur cinayetin hemen ardından, neredeyse iki üç saat içinde, pek çok insan vaka mahalline geliyor ve Hrant’ın cenaze merasiminin bir siyasal mitinge dönüşmesini sağlıyorlar! İşte ismi lazım gelmeyen bir İstanbul gazetesinden cinayet sonrasında binlerce kişinin, cenazeyi nasıl bir siyasal simge ve platform haline getirdiğini şu satırlarda görebiliriz: