Bu hazırlopçuluğun, madrabaz ruhunun kaynaklarını burada araştırmak gereksiz. Ama bu alışkanlığın kötü, çirkin ve sıkıntı sebebi olduğu da açık. Ceza kanunun 301. maddesi de bu değiştirilmesi önerilen maddelerden biri. Bu öneri, özellikle de AB’nin fikir hürriyeti çerçevesinde, değiştirilmesini Türkiye’den beklediği baş ağrıtan maddelerden biri haline gelmiş durumda.
Hatırlarsınız, Hrant Dink’in bu maddeden yargılanması AB komiserlerinin tüm dikkatini bu madde üzerine yoğunlaştırmasına sebep olmuş ve maddeyi değiştirmek adeta AB standardı sayılmıştı. Bu maddeyi şu veya bu şekilde değiştirebilirsiniz. Ancak bu değişikliği, Türk Milleti adına karar verme yetkisine sahip olan hakimlerin uygulayacağı kanunun başkaları istediği için değiştirilmesini kimseye anlatmak mümkün olmayacaktır! Şimdi iktidar 301. maddeyi değiştiriyor ancak zamanı, hazırlanışı ve gerekçeleri bakımından tereddütler, şüpheler var, hele bazı hususlar var ki bunlar hatadan da öte…
Türkiye Küresel Liderlik Yapmak Zorunda
Türkiye jeopolitik, jeostratejik konumu, varlığı, hali, ilişkileri ve potansiyeli bakımından daima dünyanın kaderini birinci derecede etkilemeye devam etmiştir. En zayıf göründüğü talihsiz dönemlerde dünyanın bir numaralı meselesiydi. Cihan hükümdarlığı yaptığı dönemlerde de Türkiye önemli olmuştur dünya için ve elbette kendisi için...
Bugün cumhuriyetin seksenli yıllarında büyük potansiyeli, askeri gücü ve kültürel değeri bakımından vazgeçilmezdir. Avrupa’nın ve bölgenin bir bakıma tek askeri gücü, koskoca bir dünya ile (Asya, Avrupa ve Afrika ile çok köklü dini, kültürel, tarihsel ve kavmi akrabalık bağları ile bağlı kaç ülke var ve bugünkü iktidar dahil hangi yönetim bu harika bağların önemini anlamış ve hakkını vermiş? Bunun önemini bile anladıklarını söylemek mümkün değil!)
Alman mütehassısının Anadolu’yu dolaşırken söylediği sözü belki tekrar olacak ama söylemenin tam sırası. Alman bu sudan neden faydalanmıyorsunuz der ve cevabını da kendi verir: “Bu su akar, siz de buna bakar!”
Küresel Liderlik İçin Neler Gerek?
Şüphesiz ki aradan geçen onlarca yıldan sonra sularımıza bakmıyoruz ama şimdi de başka bir acz yüreklere ve beyinlere musallat olduğu için özelleştireceğiz diye nehirlerimizi bile satılığa çıkardık, çıkaracağız! Başka bir örneği olmayan bu gafletten acaba, dini mübini İslamı istismar etmekte akılları dumura uğratan, parolaları “dinüküm dinarukum” olmuş bulunan ehli gafleti artık uyarmanın dini, insanı görev olduğunu ifade ediyoruz.
Yani Türkiye bugün her zamankinden daha çok önemlidir ve bu önemi ölçüsünde de, dünyada etkili tüm güçler için vazgeçilmezdir. ABD, AB, Rusya ve Çin Türkiye’deki her olayla etkilendiklerini göstermektedirler.
Hele elektronik, bilgisayar ve haberleşme araçlarında, teknolojilerinde ve ekonomilerde meydana gelen baş döndürücü değişim dünyanın bütün ülkelerini bir birine yaklaştırmaktadır. Mesafe fikri kaybolmuş, uzaklar yakın olmuş, hatta evimizin içine girmiştir. Yani yeni bir çağdayız! Dünyanın minnacık bir küre haline geliverdiği bu değişime uygun olarak elbette politikalar değişecektir, nitekim değişmiştir. Şüphesiz ki dünyanın bir ucundan bir ucuna ulaşmak, etkili olmak, sonuç almak ekonomik, teknolojik ve bilimsel birikim ve güçle olacak bir şeydir! Yani küreselleşme çağında etkili olacak olan merkezler, küresel güç haline gelebilen ülkeler olacaktır. Nitekim öyledir!
Türkiye’nin AB Projeksiyonu Yeniden Düzenlenmeli
ABD, AB, RUSYA, ÇİN gibi devletlerin, devlet topluluklarının oluşturdukları kendileri için tabii saydıkları ortaklıkları, dostlukları, klupleri, toplulukları var. Bunların genişleme projeleri var! ABD’nin GOP’u, Avrupa topluluklarının AB’si, Rusya ve Çin’in Avrasya’sı var. Peki Türkiye yöneticilerinin Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu “Balkan Paktı ve Sadabad Paktı”ndan sonra ürettikleri ne var?
Türkiye’nin rahmetli İnönü tarafından 1963’te koalisyon hükümeti zamanında yapılmış AB inisiyatifi neredeyse bütün hükümetlerin kılavuzu olmuş! Bu müracat son derece eğreti ve Yunanistan’la kurulması mutad olan denge fikrinin bir sonucu olarak, “zararlı bir şey görürsek çekilebiliriz” ihtiyat kaydıyla yapılmış. Arkasında halk bilgisi yok, halk desteği yok ve hiçbir biçimde de açık ve tarafsız bir tartışmaya da girilmemiş. Bu gerçeği yıllardan beri yazarız ama insaf, adalet ve bilgi sahibi biri de bunları cevaplayamaz.
Türkiye AB İlişkilerinin Sağlıklı, Verimli Olması İçin…
Bunların ortaya çıkması ve tarafların AB’yi tartışması gerekir. Çünkü ne Türkiye’nin AB’yi yok sayma lüksü vardır, ne de AB’nin Türkiye’yi sadece toprak itibariyle büyük bir ülke sayarak sıradan sayma hakkı yoktur! Türkiye AB ilişkilerinde, kurucu üyelerin imtiyazına sahip olmak ve tüm ilişkilerini AB’nin müktesabatı haline getirmek mecburiyetindedir! Evet Türkiye’nin mecburiyetleri bunlardır, olursa olur olmasa olmaz, bu da dünyanın sonu olmaz!
Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin olmasa olmazlarını söylüyoruz! Türkiye AB ilişkilerinin sağlıklı hale gelmesinin şartı da budur, aksi halde bu ilişkiler onarılmayacak tarzda bozulur ve düşmanlık oluşur diyoruz! Ve bu talepler Türkiye’nin hakkıdır! Herkes biliyor! Sayın Cumhurbaşkanı biliyor, Sayın Başbakan da biliyor! Bugün AB klubüne üye yapılmış en azından on devletin üyelik şartları bakımından Türkiye’den fersah fersah gerilerde olduğunu söylüyor iki politikacımız! Ve burada AKP yöneticileri Türk Milleti’ni incitecek, affedilmez hatalarını işliyorlar! Partilerinin kapatılmasıyla ilgili davaya daha önce belirttiğimiz gibi şerefli selefleri gibi cevap vermek yerine, ABD’nin Dick Cheney’ine, AB Parlamentosu’na kapatma davası için yardım başvurusu yapıyorlar. Bu tür başvuruları onurlu ve bağımsız bir ülkenin yöneticiliği ile uzlaştırmak mümkün müdür? Bu tür başvurular ve ilişkiler politikacılarımızın şahsi itibarını yok ettiği gibi milli itibarımızı da zedeler! Dış ilişkilerde varlığını başkalarının himmet ve desteğine muhtaç hale getirmiş liderliğin Türkiye’ye sağlayacağı şey utançtan başkası mı olur Allah aşkına?
Bu iktidar Türkiye’nin tüm ilişkilerini yabancı ipoteği altına koyduğunun farkına varmalı ve bu tehlikeli gidişten dönmelidir!
Haberlere bakın:
301. Maddeyi Neden Değiştireceksiniz?
AKP tarafından TBMM'ye getirilen TCK'nın 301. maddesine ilişkin değişiklik teklifi, Ankara'daki AB çevrelerince çok olumlu karşılandı. Bu çevrelerde dava açma yetkisinin cumhurbaşkanına verilmesi, hem "önemli", hem de "ilginç" olarak değerlendiriliyor. Bir AB Büyükelçisi de, "Uzun bir süreden beri beklenen bir gelişme. Önemli olan ifade özgürlüğü konusunda verilen mesaj. Ancak herşey uygulamaya bağlı" dedi.
Meclis'e sevkedilen TCK 301. madde değişiklik teklifi, AB çevrelerinde yoğun bir biçimde konuşuluyor. ANKA'nın görüştüğü AB diplomatları, bu aşamada henüz değişikliğin tam metnini görmedikleri, basından okuduklarını belirtmekle birlikte teklifin Meclis'e getirilmiş olmasından duydukları memnuniyeti dile getirdiler.
AB diplomatları, 301. maddenin değiştirilmesinin uzun bir süreden beri AB tarafından ısrarla talep edildiğini anımsatarak önerilen değişikliğin AB tarafından ayrıntılı bir biçimde inceleneceğini ancak istikametin "iyi" olduğunu belirttiler. Önerilen değişiklik ile dava açma yetkisinin yargıya değil, cumhurbaşkanına verilmesi ise, AB çevrelerinde hem "önemli", hem de "ilginç" olarak nitelendirildi.
AB'nin Başlıca Beklentilerinden Biri
Bir AB Büyükelçisi de, 301. madde değişikliği teklifinin uzun bir süreden beri beklenen bir gelişme olduğunu belirterek, "AB'nin başlıca beklentilerinden biri idi. 301. maddede değişiklik yapılması gerekiyordu ancak herşey uygulamaya bağlı" dedi.
Dava açma yetkisinin cumhurbaşkanına verilmesini "ilginç" olarak nitelendiren Büyükelçi, kendi ülkesinde böyle bir düzenlemenin bulunmadığını, ilk kez böyle bir öneri duyduğunu da söyledi. Buna karşın Büyükelçi, "Ancak en önemlisi, 301. madde değişikliğinin neyi simgelediğidir. Hükümet ve iktidardaki parti, daha çok ifade özgürlüğünün olması gerektiği mesajını veriyor" şeklinde konuştu.
Değişikliğin Zamanlanması
Bu arada, 301. madde ile ilgili değişiklik önerisinin zamanlanması da dikkat çekiyor. Teklifin Meclis'e AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve Üyesi Olli Rehn'in Ankara’ya geldiği zamana dek getirilmesini değerlendiren AB diplomatları, "AB tarafı, 301. maddenin reform edilmesi konusunda uzun bir süreden beri ısrar ettiğine göre, bunun yapılması için her gün iyidir" şeklinde konuştular.
Buraya kadar 301. madde değişikliğinin hangi şartlar altında ele alındığını, AB adına veya hesabına hangi çevrelerin bu baskıları yönlendirdiğini gördük, şimdi maddenin değiştirilmesine hakim olan komplekse gelelim. Bu menfi ırkçılık kompleksi mutlaka bertaraf edilmelidir, özellikle Türk Milleti adına siyaset yapmak imkanına kavuşmuş bulunanların bu kompleksten kurtulmaları gerekir.
301'deki "Türklük" İfadesi Neden Çıkarılıyor, Kime Dokunuyor?
Erdoğan, 301'inci maddede yer alan "Türklük" ifadesinin, eskisi gibi "Türk Milleti" şeklinde kaldıracaklar, parçalanacaklar, hakarete maruz bırakacaklar' gibi değerlendirmelerin yapıldığını söyledi. "Türklük" ve "Türk Milleti’ni" bir birinden ince çizgilerle nasıl ayrıldığını anlamakta zorlandıklarına dikkat çeken Erdoğan, ... "Türklük' lafında bir etnik milliyetçilik yatıyor, bizim anayasa'nın ruhunda ‘etnik milliyetçilik' yok. Biz vatandaşlık bağıyla ülkede bir bağlantıyı, anayasal vatandaşlık bağını gündeme getiriyoruz” demiş.
İşte burada Sayın Erdoğan’a ‘çizmeyi aşma’ demek gerekiyor! Allah aşkına bu kompleksi bırakın artık, nedir Türklük’ten alıp veremediğiniz? Bırakın insanlar mensubiyetleriyle iftihar edebilsinler! Köken kavmiyetçiliğini aşabilen, kompleksiz olarak Türk Milleti’ndenim deyebilen Akif rahmetli gibi, Saidi Nursi gibi, Ziya Gökalp gibi Türk Milleti’ndenim, onu seviyorum, bağlıyım diyebilsinler!
Maddede istemediğiniz ve etnik milliyetçilik kokuyor diyerek düşmanlığınızı ilan ettiğiniz, ‘Türklük lafından neden alındığınızı anlamak mümkün değil!
Sayın Başbakan sevseniz de sevmeseniz de Türklük bir gerçektir. Yenisey Irmakları civarında oturan Uygur Türkleri’nin genetik olarak Balkanlarda yaşayan atlı Türk boylarının genetik kodunda varlığı bugün bir kere daha ispatlandı. Yani Kore yaylalarından Tuna’ya kadar uzanan Avrupa şeridindeki yüz milyonlarca insan Türk! Ve bunların bulunduğu beşeri dairenin adı Türklük. Her şeyden önce konuştuğunuz dil ve bu dil yoluyla gelişmiş İslam kültürü Türklük’ün eseri. Yani borçlu olduğunuz değerler bunlar.
Siz hiçbir temele dayanmadan, Türklük lafını etnik milliyetçiliği çağrıştırdığı ithamıyla dışlıyorsunuz.Yanlış yapıyorsunuz, bu yanlıştan dönün!
Türkiye Cumhuriyeti halkını yani Türkleri, kan kardeşlerinden, soy kardeşlerinden ve onların liderliğinden ayırıyorsunuz, tarihi ve vahim hatadan lütfen dönün.
Bu kavramın Türkiye’ye ne büyük bir açılım kazandırdığını garazkar olmayan ve bilgili danışmanlar size izah edebilirler.
Aman kinleri dinleri olmuş eşhasın iğvasına kapılmayasınız!..
|