FAIL (the browser should render some flash content, not this).
 
........................................sayfaya dön 30-01-2008

BAŞÖRTÜSÜNDE ZORAKİ ÇÖZÜM HAYIRLI OLSUN!

Sayın Başbakan ta İspanya’dan bir laf söyleyip gündemi belirlemesi ile birlikte türban tartışması Türkiye’nin gündemine oturmuştu. İnsanlar türban tartışıyor, bazısı da bununla neyi kastetti, amacı ne diye merak ediyorlardı.
Besbelli olan bir şey varsa o da, bir politikacı olarak, oy toplamada mahareti çok yüksek olan Sayın Erdoğan’ın Makyawel’in çok başarılı bir öğrencisi olduğunu her hareketiyle göstermekte oluşu idi!
Alevi kökenli vatandaşlarımızın oluşturduğu topluluklara “ben sizin dostunuzum, bana oy ve destek verin” mesajını, bu toplulukların bölünmesine yol açacak şekilde verirken, diğer taraftan bazılarının bu arada bir kısım alevi vatandaşımızın tüylerini diken diken edecek bir başka meseleye el atıyordu...

Müslüman halkın yani ülkenin kahir ekseriyetinin saygı duyduğu başörtüsü sembolüne de, başörtüsü deyin veya türban deyin, hatta siyasal simge olsa bile hürriyet diyerek sahip çıktı!
Bu durumda, AKP Genel Başkanı’nın başörtüsü kullanımının niyeti ve şekli konusunda çizilmiş tüm çerçevelerin dışına -aşırı liberalist veya hatta nihilist bir tutumla ve sorumluluklarını da inkar ederek- çıktığını söylemek gerekiyor!

Türban Nasıl Bir Siyasal Kavga Aracı Olarak Kullanıldı?
İsterseniz meseleyi Sayın Başbakan nasıl gündeme oturttu, Tayip Bey’in ateşlediği türbanın kronolojisine kısaca bakmakta yarar var. Başörtüsünün bir siyasal veya ideolojik simge, sembol olarak kullanılmasından, İran İslam devrimi’nden(?) ve Afganistan’da Taliban’ın iktidar olmasından sonra tereddütle karşılanır ve korkulur olmuştu. “Acaba türban mollalar rejiminin sancağı veya flaması mı olur?” denmişti...
İran petrolünü millileştiren Musaddık ve İran Komünist partisinin iktidara gelmesine mani olmak için, İslam dünyasındaki tek profesyonel, hiyerarşize olmuş ve halkı örgütlemiş olan din adamları zümresinin yani mollaların desteklenmesi o zaman Batı’nın petrol çıkarlarına uygun gelmekteydi. Ve Batı menfaatlerini tehdit eden engelleri ortadan kaldırdığı oranda halk kitlelerinin kullanılması için her şey meşru sayılıyordu. Çarşaf, türban, sarık, cübbe, gurka, kılıç her türlü İslami, hatta Kur’an’i slogan kullanılabilirdi.

Batı’nın Gözünde İslam, Yahut İslam’ın Ayrıştırılması
İran devriminin bir süre sonra Amerikan çıkarları ile ters düştüğü görüldü. ABD Humeyni için büyük şeytandı, küçük şeytan ise İsrail. Humeyni İran’ı artık İslam devrimi ihraç edecekti ve bu düşünceler Şia akidesi ile önemli ölçüde örtüşüyordu. Taliban gibi, Batı’nın emperyalist çıkarlarını tehdit eden Sovyet rejimi engellerini ortadan kaldırmakta çok yararlı olan hareketlerin Batı menfaatleri ile uzlaşma kabiliyeti zayıf, hatta zıt şekiller alması rahatsız edici idi Batı ve özellikle Amerika için.

Başörtüsü, Yaşmak Veya Türban Ve Kur’an’da Yeri..
Başörtüsü’nün İslam dininde ve milli tarihimizde çok önemli bir yeri var.
Örtünme, Arapça isimlendirilişi ile tesettür Kur’an’da şu şekilde ifade edilmektedir. Kur’an’ı Kerim’de Nur suresinin 30 ve 31 ayetleri konumuza ilişkin olarak şöyle buyrulmaktadır! Yüceler Yücesi Allah şöyle buyuruyor:
“İnanan erkeklere söyle: ‘Bakışlarını indirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Bu onların arınmalarını daha iyi sağlar.’ Şüphesiz Allah onların yaptıklarından haberdardır.(30)
İnanan kadınlara da söyle: ‘Bakışlarını indirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Süslerini kendiliğinden görünen dışında, açmasınlar. Başörtülerini göğüslerinin üzerine salsınlar. Süslerini, kocaları veya babaları veya kayın pederleri veya oğulları veya kardeşleri veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inanalar başarıya ulaşmanız için, hepiniz, Allaha tövbe edin.”( 31) ( Hüseyin Atay, Kur’an Türkçe Çeviri, shf. 352)
Aynı ayet Elmalı merhumda şöyle Türkçeleştirilmiş; “(Ey Habibim) mümin kadınlara söyle! Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını muhafaza etsinler, ziynetlerini (boyun, baş, kol, bacak gibi yerlerini açmasınlar) Ancak bunlardan görünen (yüz, el gibi kısımlar müstesnadır !) Başörtülerini yakalarının üzerine oturtsunlar! Ziynetlerini (başkalarına ) açmasınlar !..”
Yukarıda zikrettiğimiz Kur’an ayetlerinde, Kur’an’ın mealen yapılan tercümelerinin tümünde “başörtüsü” kullanılması emredilmiştir. Dolayısıyla Allah’ın kitabında apaçık görünen bu emrin inkarı söz konusu değildir. İnkarı tüm Kur’an emirlerinin inkarı gibi Allah korusun küfre götürür! Ama bu emrin değişik mazeretler sebebiyle uygulanamaması, insanı dinden çıkarmaz! Dinen hükmü bu!

“Türban Velev Ki Siyasal Simge Bile Olsun Yasaklanmamalı” Sözü Bir İtiraftır Ve Unutulmayacaktır!
Ama başörtüsünün değilse de türbanın, bizde çok büyük kavgalara sebep olduğunu hatırlatmaya bile gerek yok! Bütün kavgalara rağmen Türkiye bir hususta anlaşmıştı. Bir mutabakat vardı. Başörtüsüne sivilin, askerin bir dediği yoktu. Başörtüsüne kimse karşı çıkmıyordu, o ninelerimizin kıyafeti idi.
Ama türban yasak olmalıydı! Çünkü o siyasi simge idi. Her ne kadar başörtüsü ile türbanı bir birinden ayırt edecek net bir sınır çizilemediyse de, ülkede başörtüsüne saygı konusunda bir mutabakat vardı. Bir uzlaşma unsurumuz kalmıştı.
Ama hazreti anlaşılan bu uzlaşma imkanının varlığı bile rahatsız etmiş!.. Rahatsız etmiş olmalı ki, mübarek ağzını açtı ve zımmi mutabakatı da berhava ediverdi. Sayın Başbakan başörtüsü konusunda Müslüman kadının verdiği haysiyet, şeref ve hak mücadelesinin dayandığı son derece sağlam hukuki zemini torpilledi!
Demek ‘yıllar boyu bu Müslüman hanımlar devletin ayrımsız vermek zorunda olduğu eğitim hakkından eşit olarak yararlanmak isteyen vatandaşlarımız değilmiş? Bu insanlar türbanlarını bir siyasal veya ideolojik sembol olarak kullanan militanlarmış!’ denecektir.
Bu insanları meşru haklarını meri mevzuata uygun olarak isteyen hak sahipleri olmaktan çıkarıp militan olmaya da davet anlamına gelir! Burada alabildiğine çirkinleşen siyasi mücadelede kullanılma ihtirası fokur fokur kaynamaktadır ve bu itiraf, Müslüman hanımların eğitim mücadelesine hakaret demektir!

Başörtüsünde Nereden Nereye Nasıl Gelindi?
Başörtüsü konusunda nerelerden nasıl gelindi diye baktığımızda, Sayın Başbakan başörtüsü Türkiye’nin siyaset gündeminde ancak % 1 oranında bir ağırlık taşıyordu. Ve bu yüzden uzunca bir süre bu konuyu acilen çözülmesi gereken bir hürriyet meselesi olarak görmedi. Aradan geçen bütün seçim kampanyalarında bu konu tehir edildi… Türkiye’yi germem dedi… Nihayet harekete geçti, tahmin edilmeyecek bir biçimde, eğitimden eşit olarak yararlanmak isteyen insanların hakkı olarak için değil bir ultra demokrat olarak mutlak hürriyet istedi…
Başbakanın Mutlak Hürriyet Talebine Nasıl Cevap Verildi?
Sayın Başbakan’ın İspanya’dan yaptığı salvoyla açılan perdeye bir süre sonra Sayın Bahçeli’nin dahil oluşunu görüyoruz. Sayın Erdoğan’ın, “velev ki siyasal simge olsun, hürriyet” diye başlattığı gündem, önce Sayın Bahçeli’nin basın açıklamasında belirttiği gibi iktidarın bu konuyu çözmesi mümkünken sürüncemede bıraktığı ve samimi olmadığı ve problemin çözümsüz kalmasında siyasi bakımdan yararlı saydığı düşüncesi hakimdi. ‘İmkânın olduğu halde çözmüyorsun’ çünkü çözümsüz kalması işine geliyor, sömürüyorsun!
O halde AKP’nin tüm mazeretlerini ortadan kaldıracak bir destek de verilmeliydi. Aynen cumhurbaşkanlığı krizinin çözümünde takip edilen yol benimseniyor ve ‘hadi bakalım buyurun çözün, işte size destek,’ denmiş oluyordu.

Başörtüsü İçin Zoraki Ve Dikenli Yolculuk Başlıyor
Bu mesaj alındı ve Sayın Erdoğan tarafından cevaplandı. Çar naçar yola çıkıldı, ama derken yargıdan ve CHP’den itirazlar duyuldu. Sayın Baykal’ın türbana üniversite ve yüksek okullarda serbestlik talebini tehlikeli bulan ve esası itibariyle bu çabanın devleti türbana sarmak deyimi ile ifade edilebilecek korku ve endişesi bir süre önce Yargıtay Başsavcısı tarafından da ifade edilmişti.
Ancak Sayın Başbakan’ın, ‘bir cümlede anlaşır ve bu kördüğümü çözeriz’ cüreti aklı erenlerin, tecrübe görmüşlerin hiç olmazsa bir kaçının uyarısı ile yeni formül arayışlarına yerini bıraktı. Madem ki CHP katılmıyor, biz MHP ile yola devam ederiz ve bir cümlede çözeriz sözünün, öyle bir cümlelik bir kanun maddesi değişikliği ile çözülecek cinsten bir mesele olmadığı ortaya çıkınca, iş komisyonlara havale edildi ve sonucun alınması için Türkiye günlerce bekledi.
AKP ve bir süreden beri ortağı haline gelen MHP’li komisyon üyeleri başörtüsünün ancak yüksek okul ve üniversitelerde serbestçe kullanılmasını sağlayan bir anlaşmaya vardılar!

“Çene Altından Bağlansın” Çözümü?
Günlük gazetelerin basitleştirmesiyle artık türban şeklinde algılanmayacak bir biçimde baş örtülünce yani çene altı formülü ile mesele çözülmüş oluyor! Demek ki başörtülü hanımlar başlarını yüzlerinin görünmesini sağlayacak biçimde ve çenelerinin altından bağlamış olurlarsa türban kullanmış olmayacaklar, başörtüsü bağlamış olacaklar, bu da üniversite ve yüksek okullarda öğrenci olarak yararlanma imkânlarını onlara vermiş olacak! Şüphesiz ki bu sonuç, meseleyi tam olarak çözmüyor! Çünkü bu eninde sonunda gerçekten millet ve devlet uzlaşması ile çözülebilecektir.

10 Sene Boyunca Rafa Kaldırılan Çözümü Nihayet Hatırlayabildiniz!
Ancak bu ara formül sebebiyle -bu formül sınırlı ve eksik dahi olsa- yüz binlerce insanın haklarını kullanabilmeleri imkanına kavuşmalarından her hüsnüniyet sahibi vatandaşın ve demokratın sevinç duyması gerekir kanaatindeyiz!
Dileyelim ki 90’lı yılların başlarından bu yana kanayan bir yara haline gelip neredeyse kangrenleşmekte olan; yüz binlerce genç kız, milyonlarca aileyi huzursuz ve rahatsız eden bu toplumsal yaranın kangrenleşmesine mani olunmuştur! Çene altından kapanmış bir başörtüsü berat edeceğine göre, bu formülde estetik, insani, hukuki açıdan tenkit edilebilecek zafiyetler bulunma ihtimaline rağmen bir yaraya merhem olunmuştur!
Dileyelim bu sancıdan kurtuluruz ve kimse kimsenin kılığı ve kıyafeti ile uğraşmaz, başörtüsü küçümsenmez, dışlanmaz! Ve aynı tarzda kimse dini şu veya bu şekilde kullanma amacını güden hareketlerde bulunmaz!
Ve umut edilir ki dindarlar, başlarını dinlerinin emri gereği örttüğünü söyleyen, belirten insanlar bundan sonra İslam’ın yüklediği dini, vicdani ve ahlaki sorumluğun bilincinde davranmaya özen gösterir, şımarıklığa, saldırganlığa yönelmez!
Yani haklar ve yetkilerin elde edilişi aynı zamanda ahlaki, dini ve siyasi sorumluluğumuzu artırır ve artırmalıdır!
Bu kararın milletimiz ve devletimiz için hayırlı olmasını diliyor, yıllar boyu cehalet ve peşin hükümlerin ve acımasızlığın neredeyse kangren haline getirdiği, başörtüsünü kullanma hakkına “bu çene altı bağlama” tarzıyla kısmi bir çözüm bulunmuş olmasını umuyoruz!

Çözüm Buysa 98’de Neye Torpillediniz?
Peki kardeşim! Madem bu bir çözümdü de, neden tam bu çözümü Türkiye’den, Türkiye’nin inançları sebebiyle başlarını örtmek isteyen ve okumak isteyen genç kızlarından seneler boyu esirgediniz ve onların üniversiteye devamına mani oldunuz?
1998 yılı baharında on binlerce genç kızımızın okullarına devam imkanı bir ara formül ile sağlanmıştı. Ancak genç kızlarımıza mutluluğu ve Türkiye’ye huzuru çok gören birkaç tahrikçi politikacı ve militan bu çözümü torpillemişti.
Bu konuda uyanan meraklarınızı gidermeyi önümüzdeki sayıya bırakıyor, aman bu ara formülü de bir torpilleyen olmasın diyoruz.
Çok dikkatli olmamız gerektiğini ifade ediyor, üniversite ve yüksek okullarda başlayan bu sevincin dostluk, karşılıklı anlayış, hoş görü ve mutlulukla devamını diliyoruz!

 

 
 
 
Millet Partisi 2007• petek-webtasarım
ana sayfa      |     partileşme    |     yorum     |     arşiv     |     Aykut Edibali