FAIL (the browser should render some flash content, not this).
 
........................................sayfaya dön 29-04-2008

BİR GRUP AKP’Lİ PARLAMENTERİN AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTERLER MECLİSİ’NE (AKPM)
TÜRKİYE’Yİ ŞİKAYETİ DEVLETİN BAĞIMSIZLIĞINA GÖLGE DÜŞÜRMÜŞTÜR, TEMİZLENMELİDİR! TBMM GÖREVİNİ YERİNE GETİRMELİDİR
23 Nisan Milli Hakimiyet Ve Çocuk Bayramı her halde en mahzun yıldönümlerinden birini yaşadı iş bu 2008 miladi senesinde… Neden mi diyeceksiniz, şundan ötürü: Uzunca bir süreden beri “Milli Hakimiyet Bayramı” olarak kutlanan bu bayram ‘ve çocuk bayramı’ ilavesiyle, gittikçe özünden saptırıldığı, tanınmaz hale getirildiği için.Bu bayramın çocuklara sevdirilip benimsetilmesi için aklı başında bir gayret de yok. Onun için Milli Hakimiyet Ve Çocuk Bayramı sonuçta çocuklar için bir şenlik haline dönüşmüş durumda. Eğer amaç Türkiye Cumhuriyeti’ni ve onun örnek alınacak heyecanlı kuruluş ve kurtuluş mücadelesini çocuklarımıza anlatmak ve dünya çocuklarına da bunu duyurmak gibi tutarlı bir tanıtım işimiz olsaydı ne güzel olurdu! Ama maksat ‘Yörük sırtından kurban kesmek’ olunca iş cıvıklaşıyor, basitleşiyor, çirkinleşiyor!

TÜRK İSTİKLAL SAVAŞI’ NEDİR?
Çocuklarımıza ve dünya çocuklarına anlatmalıyız ki; Türkiye’nin Birici Cihan Savaşı yangınından, bir imparatorluk olarak itilip, çekilip yok edilmesine ramak kalan emperyalist Birinci Cihan Savaşı yangınından, cihan devletinin asli unsurunun yeniden ve yeni bir üslupla varoluşu nefes kesen bir uğraş, bir efsane ve bir kahramanlık, kararlılık ve fedakarlık abidesidir.
Ne yazık ki bu efsanevi ve şerefli mücadelenin tarihini, tanıkları, belgeleri, kayıpları ile tam olarak okuyamıyoruz. Seyredemiyoruz. Bu harikulade, müthiş mücadeleyi anlatan, seyredilebilir, gerçekçi ve dürüst kaç tarih kitabımız var? Gene de bu gerçeklere dayayan tarih anlatımının az rağbet edilen sıkıntılı alanında, bütün eksikliklere ve kötü şartlara rağmen tarihimizin, yani hayatımızın bu parçasını aydınlatmaya çalışan dürüst, cesur tanıkların tanıklığı ve nakledilen bilgiler, çocuklarımıza, gençlerimize ulaştırılabilse ne kadar harika bir iş yapılmış olur!

‘TÜRK İSTİKLAL SAVAŞI’ EMPERYALİZMİN HAYALİNİ ÇÖP SEPETİNE ATTI
Balkan Savaşları’ndan, Dumlupınar Meydan Savaşı’na kadar geçen tam on sene boyunca, o günün eli silah tutabilen tüm gençlerinin hatta çocuklarının hayatlarının en verimli yıllarını, bazen canlarını bugün yaşayan insanlar için feda ettikleri nasıl unutulabilir veya bilmezden gelinebilir? Bu on yıl boyunca milletimizin, çocuklarımızın, dünya çocuklarının büyük kayıplarına ve bunca olup bitenlere rağmen dünyanın galip devletlerinin hesaplarının tutmadığını görüyoruz! Emperyalist devletlerin yüz yıllar boyu süren tarihi ve kanlı amacına ulaşmasına az kalmışken, nasıl oldu da bir millet yeniden diriliverdi? İşte herkesin şablonunu ters yüz eden, bozan bu harika farklılığı anlamak gerek!..
İşte Batı ve Kuzey emperyalizminin neredeyse on asrı aşan bir tarihi süreç içinde Türk Milleti’ni ve devletini zayıflatmak ve yok etmek amacıyla, meşum bir fikri sabit haline gelmiş bulunan Türk düşmanlığının son uygulamalarının en alçakcası olan I. Cihan Savaşı bela ve fesadı, akıl almaz ve hesapları şaşırtan, altüst eden bir var oluş ve diriliş iradesi karşısında bocalamış, sarsılmıştır. Türkiye’nin kurtuluş mücadelesi esnasında -1912-22 yılları arasında- Çanakkale Zaferi emperyalist Çarlık rejimini yok etmiş, İstiklal Savaşı’nın sonunda emperyalist itilaf devletlerinin Anadolu’ya sürdüğü Yunan ve Ermeni işgalcileri mağlup edilmiş, önce İtalyanlar, sonra Fransızlar ve nihayet İngilizler pes ederek, gönderden indirmeye ve yerine işgalci bayraklarını asmaya yeltendikleri burçlarda ve gönderde Türk Bayrağı’nı -dalgalanan ayyıdızlı bayrağı- selamlayarak yurdu terke mecbur olmuşlardı.

DİRİLİŞ DESTANINI ANLA! ALLAH’INA ŞÜKR ET!
Böyle bir silkiniş ve diriliş destanına sahip olan milletimizin ve çocuklarımızın bu harikayı devamlı olarak hatırlaması, anması, Allah’a şükretmesi, sevinmesi ve bu zaferde emeği geçenleri başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere rahmetle anması, minnet duyması ne büyük bir görevdir. Bu sadece insani, milli bir görev değil aynı zamanda dini bir görevdir… Bu görevi idrak etmemek ise ne dehşet verici bir körlüktür, bedbahtlıktır…
Hala bir kısım çevreler kafalarında var olan taşlaşmış şablonlara rağmen, yaşanmış bu kahramanlık destanının; ABD’nin kuruluşunu sağlayan ihtilal savaşlarından, Fransız ihtilalinin fikirlerini bayrak yaparak tüm Avrupa’yı soyan Napolyon’un yıllar boyu devam etmiş ama sonu hüsranla bitmiş savaşlarından, dünyayı değiştiren son yüzyılın kanlı kansız değişim ve varoluş kavgalarından farkını iyi bir mukayese ile iftihar edecekleri şeref tabloları olarak görebilirler.
Türkiye’nin Batı ve Kuzey emperyalizmine karşı verdiği varoluş ve bağımsızlık savaşının, bütün Türkiye’yi birleştiren hedefinin bağımsızlık olduğu gerçeğini özellikle belirtmek gerekiyor.

BU ‘SEKSEN YILLIK EZBER’ DEĞİL; MİLLİ MUKEDDESAT! SAYGILI OL!
Bugüne dönecek olursak, Sayın Başbakan’ın ağzına bir söz doladığını görürsünüz! Nerden duyduysa grup toplantısında, “seksen yıl önceki ezberi bozmak”tan bahsediyor. Sayın Başbakan hangi ezberden bahsediyor bilinmez, ama seksen yıl önce olan biten, dostun düşmanın kavrayamadığı bir harikadır! İstiklal Savaşı, Sakarya’sı ile Dumlupınar’ı ile … neredeyse Çanakkale’den büyük ve tamamlanmış bir eserdir. Ve 1683 Viyana Bozgunu’ndan itibaren devam eden çöküş çığırını, Çanakkale’de beliren ‘diriliş’ iradesiyle tersine çeviren ve Türk-İslam tarihinin yükselişe başlayan hamle çağlarının başlatıcısıdır!

CUMHURİYETİN DE, DEMOKRASİNİN DE TEMELİ BAĞIMSIZLIKTIR
Bu arada bir başka yanlışa da işaret etmek isteriz. Sayın Baykal, cumhuriyet, demokrasi, laiklik ve devrimler arasında sağlıklı bir denge kuramamış görünüyor. Anadolu’da başlayan ve İstiklal Savaşı’nı yöneten Kuvvayı Milliye’nin ulaştığı laiklik esasının hangi temeller üzerinde kurulduğu ve hangi aşamaların sonucu olduğunu anlayamıyor. Ve başlangıçtan itibaren Mustafa Kemal’in ve Kuvvayı Milliye’nin saltanat ve hilafete karşı savaştığını söylüyor ki hiçbir tarihi ve mantıki delile dayanmıyor, bu görüşleri. Ve bu görüşü ile Gazi Mustafa Kemal’i bir lider olarak tanıyamadığını anlıyoruz.
Anafartalar’ın Muzaffer Komutanı İstiklal Savaşı’nın başlarında, mütareke yıllarından itibaren saltanatla ve hilafetle savaşan adam değildir! Aksine nutkunda ifade ettiği gibi, “makarrı saltanat ve hilafet tehlikededir” demekte, kurtuluş için milletin temsilcilerini emin bir yerde ‘meclis’ halinde toplanmaya çağırmaktadır. Bu çağrıya hayatları pahasına kulak verenler ise 150 milli kahramandır! Aralarında sarıklı hocalarından bürokratlara kadar, değişik zümre ve sınıflardan insanlar vardır.
Ama bu insanların aralarında var olması mümkün ve ilerde de var olacak farklı görüşlerine rağmen, bir tek hedefleri vardır: İstiklal Savaşımızın ölümsüz kahramanlarını vatan topraklarının kurtarılması ilgilendirmektedir. O gün geçerli hedef şudur: ‘Ya istiklal ya ölüm!’ Başka hiçbir hedef o toplanan kahramanları ilgilendirmemektedir. Daha sonra ortaya konan hedefleri doğuran sebepleri objektif olarak incelemek ve insafla değerlendirmek gerekir.

İSTİKLAL SAVAŞI’NI VE BAĞIMSIZLIK HEDEFİNİ ANLAMADIKÇA NE CUMHURİYETÇİ, NE DEMOKRAT NE DE İLERİCİ OLUNMAZ!
Bunları dogmatik, şekilci ve sekter olarak değerlendirdiğiniz takdirde sadece 20. yüzyılın ilk çeyreğinde kalmış ve zamanımız için çok değer ifade etmeyen şekiller, merasimler ve tekrarlardan ibaret görürsünüz. Bu da hiçbir derde deva olmayan bir sayıklamaya dönüşür. Bunları unuttuğunuz zaman ne laikliği, ne devrimleri anlamak imkanınız olmaz.
Tekrarlamak gerekirse Cumhuriyetin de, laikliğin de, demokrasinin de temeli bağımsızlık idi. İşte bu temel hedef kaybedildiği için sıkıntılar oluyor, kimi eskimiş şablon sayıyor, kimi de bağımsızlık temeli üzerindeki gelişme hamlelerini anlayamıyor, yerinde sayıyor. Ve bu bağımsızlık temelinde yükselen cumhuriyet, demokrasi ve laiklik gibi değerlerin sömürülmesine ve kavgaya sebep oluyor. Ve İstiklal Mücadelesi’nin iyi anlaşılmayışı, Batı’nın, Kuzey’in ve kör görenekçiliğin şablonlarının tekrarına kapılanların ezberine ve emrivakilere kapılmayıp, İstiklal Savaşı’nda olup bitenler nedir, ne olmuştur ve ne istenmiştir, sorusunu peşin hükümsüz, dürüst ve objektif olarak anlamaya çalışmadıkça İstiklal Savaşı’nın hedefini kavrayamaz ve Milli Mücadele’nin evrelerini, ulaştığı kavşakları, yol ayrımlarını kavrayamaz, anlayamaz.
Sözün kısası İstiklal Savaşı’nın milli, kolektif ve dünyaya ilan edilen, uğrunda binlerce insanın kanının aktığı milli, askeri, kültürel mücadelenin hedefi; apaçık olarak bağımsızlıktır. Bundan sonraki gelişmeler bu bağımsızlık temelinin üzerinde basamak basamak yükselir. Ortaya konan bu bağımsızlık hedefi, yeni bir hukuk doktrini ile, yani ‘müdafai hukuk’ doktrini ile önce Anadolu ve Trakya’da işgal tehlikesi olan vilayetlerde toplanan kongrelerle, daha sonra Erzurum ve Sivas Kongreleri ve nihayet Ankara’da 23 Nisan’da toplanan ve 88 yılını Milli Hakimiyet -isterseniz Ulusal Egemenlik deyiniz- kutladığımız tarihi günde ve Millet Meclisi’nde dünyaya ilan eder. Yani Gazi Mustafa Kemal Paşa, İstiklal Savaşı’nın ve bu kavganın hedefi olan bağımsızlığın dayandığı hukuki temelleri ve bağımsızlık hedefini, emperyalist Batı dahil insanlığın kabul ettiği meşruiyet gerekçelerine dayandırır ve kavganın meşruiyet temeli olarak ortaya koyar, ilan eder ve uygulamaya koyulur.
İstiklal Mücadelesi’nden alınacak birinci ders, bu milletin ve millet namına hareket eden bir liderin girdiği kavganın birinci hedefinin bağımsızlık olduğu ve hareketin daima meşruiyet temellerine dayanması gerektiğidir. Bu söylediklerimizi bugünü aydınlatmak için kullandığımızda ne görürüz? Dehşet verici yanlışlar görürüz! Hangi yanlışlar diye sorulacak olursa, onlar da şunlar:

BİR GRUP AKP’Lİ PARLAMENTERİN AKPM’YE TÜRKİYE’Yİ ŞİKAYETİ BAĞIMSIZLIĞA GÖLGE DÜŞÜRMÜŞTÜR, TEMİZLENMELİDİR!
Yazımızın başında söylediğimiz gibi bugün Gazi Mustafa Kemal’in “en büyük eserim” dediği, Gazi Meclis’in çatısı altına sızabilmiş, sığınabilmiş bazı kişilerin varlığı ve yaptıkları yakışıksız işler bütün vatandaşlarımızı üzmektedir. Ne hazindir ki Milli Egemenlik Ve Çocuk Bayramı’nda, aralarında AKP milletvekillerinin de bulunduğu bazı kişiler, Anayasa Mahkemesi’nde görülmekte olan AKP’nin kapatılma davası sebebiyle, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ni (AKPM) kışkırtarak Anayasa Mahkemesi’ni baskı altına almaya teşebbüs etmişler ve suç işlemişlerdir.
Bir grup TBMM üyesinin, AKPM Başkanı olan bay Puig’e Türkiye’de görülmekte olan kapatma davası hakkında yanlış bilgi aktararak Anayasa Mahkemesi’ni bu yolla baskı altına alma teşebbüsünde bulunduğu anlaşılmıştır. TBMM Başkanlığı’nın Türk adaleti ve Türkiye’nin bağımsızlığı aleyhindeki kararlara katılarak anayasanın 69 ve 81. maddelerinde açıkça yasaklanmış bu fiili işlemiş kişileri bulup, bir an önce milletvekilliklerini kaldırması şart olmuştur.
TBMM Başkanlığı ve AKP’nin duyarlı ve aklı selim sahibi üyeleri, aralarına karıştığı besbelli olan ve milletvekilliğinin gerektirdiği şartları yitirmiş bulunan kişileri ortaya çıkarmalı ve devletin bağımsızlığını baskı altına almaya yönelik davranışa karşı çıkarak bu Meclis’in 1920’de toplanan Gazi Meclis’in halefi olduğunu ispatlamalıdır.
Türk Milleti Meclis’inden bu haysiyet teşebbüsünü beklemekte haklıdır. TBMM Başkanlığı’nın ve tüm milletvekillerimizin, bağımsızlığın şuurlu nöbetçileri olduğunu göstermelerinin tam sırasıdır.
Dikkatle takip ediyoruz!..

 
 
 
Millet Partisi 2007• petek-webtasarım
ana sayfa      |     partileşme    |     yorum     |     arşiv     |     Aykut Edibali