TÜRKİYE’DE KUŞAKLARIN VE KESİMLERİN KARŞILAŞTIĞI BUNALIMI AŞMAK İÇİN
NE YAPMAK GEREK?
Türkiye, Haziran ayının ilk haftasında büyük bir merakla enflasyon rakamlarını bekledi. Maalesef enflasyon rakamları çift haneli olarak tespit edildi. Bu acaba enflasyon canavarının kendini göstermeğe başladığını mı gösteriyor?.. Dünya Bankası Başkanı birkaç ay önce açıklamıştı, enflasyon merkez ülkelerden taşra ülkelere de yayılacak diye… Öyle görünüyor ki küresel enflasyon Türkiye’yi de etkisi altına alacak… Ne diyelim, Allah Türkiye’yi korusun, fakiri, fukarayı, dar ve sabit gelirliyi korusun! Ama esbabına yönelmeden, yani yapılması gerekenleri yapmak için çaba sarfetmeden ve etmeyerek dua etmek bir anlamda da hadsizliktir.
Peygamber Efendimiz; ‘önce deveni sağlam kazığa bağla, sonra tevekkül et’ buyurmuşlardır ki, alınacak tedbirlerin başında fert olarak, toplum olarak ve devlet olarak yapılması gereken görevler ve alınması gereken tedbirler var! Bu tedbirlerin alındığı ve herkesin devletten başlayarak üzerine düşeni yaptığını söyleyemeyiz.
ENFLASYON TÜRKİYE’Yİ TEKRAR YOKLUYOR
Türkiye, artan petrol fiyatları ve sanayinin çok önemli ölçüde kullandığı ara mallardaki artışın baskısını ne yazık ki hissedecektir! Ve yazımızın kaleme alındığı saatlerde Merkez Bankası enflasyon hedefinin gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti. Enflasyonla mücadelede çok kritik bir safhaya geldiğimiz konusunda kuşku ve korku yayılmakta… Merkez Bankası tenkit edilmekte, bütçe ve maliye politikalarında AKP’nin girdiği popülizm eleştirilmekte… Ama yazımızın konusu bu değil, yazımız milli muhasebemiz açısından kayıplarımız ve kazançlarımız üzerinde düşünmeğe ve aksiyona bir çağrıdır!
AKP KAPATMA DAVASININ VE ARKASINDAKİ SOYO-KÜLTÜREL KRİZ
Geçtiğimiz haftalarda Türkiye gündemini, ülkenin girdiği siyasal kriz belirtileri işgal etti. Kriz hala devam etmekte ve tesirlerini hissettirmekte. AKP iktidarı kurulu düzenin kurumları ile sürtüşmeyi sürdürmekte. AKP iktidarı bir süre öncesine gelesiye kadar Türk Silahlı Kuvvetleri ile de doğrudan veya dolaylı olarak sürtüşmekte idi. 27 Nisan e-muhtırası ve sonrasında cumhuriyet mitingleri ile laiklik ve cumhuriyet eksenli dinamik, AKP etrafında başlayan seyrek ve halk yığınlarının umut ve korku sarmalında toplanmasını hızlandırdı. 22 Temmuz erken seçimleri dış konjonktürün etkilerini arkasına alan bir umut ve korku seçimi oldu. Seçim öncesinin en önemli meselesi hatırlarsanız, cumhurbaşkanlığı seçimi idi. İstenen anayasanın sözüne olduğu gibi özüne de sadık bir cumhurbaşkanın seçilip seçilemeyeceği meselesi idi.
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ HİZİP MÜCADELESİNİ HIZLANDIRDI MI?
AKP’nin bu soruya cevabı sandık oldu. Hatta iki sandık birden gelebilirdi. Önce parlamento seçimleri yapılır ve yeni parlamento yeni cumhurbaşkanını seçerdi. AKP iktidarı ve dış dünya ile yakın ekonomik ve şahsi ilişkiler içinde olan veya öyle olduğu sanılan bazı yöneticilerin telkin ve hesaplaması ile Türkiye, 27 Nisan’dan itibaren neredeyse üç ay gibi nispeten kısa sayılabilecek surette bir acele seçime gidiverdi. Böylece demokrasinin bir kazaya uğraması sözde önlenmiş oldu. Ama AKP yönetimi arasında farklı güç odakları ortaya çıktı. Bugünlerde ortaya çıkan ve yayınlanan bilgilere göre cumhurbaşkanlığı yarışı parti içinde bu güç odakları arasındaki mücadelenin hangi boyutlarda olduğunu da ortaya koymakta. Ama belirtmek gerekiyor ki, mihraklar arası bu mücadele ustalıkla gizlendi… Ama nereye kadar gizlenebilecek ve ne gibi şekiller alacak, onu ileride daha net göreceğiz? Kapatma davası sonuçlanacak… Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddianamesinde ortaya koyduğu hususlar belli oldu. Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AKP’nin verdiği savunmayı, hukuki bir metin olmayıp siyasi cevap şeklinde görüyor. Keza Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın açıklanan metninde kapatma talebi deliller verilerek tekrarlanıyor! Şimdi ne olacak?
DEVLET KRİZİ HAFİFE ALINMAMALIDIR!
AKP’nin iktidarda bulunmasına rağmen kapatılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dava açılması sonuçları bakımından değil, ama esasta ve prensip itibariyle bir devlet krizi ile karşı karşıya olduğumuzu göstermekte. Böyle bir kapatma davasının içerde ve dışarıda şaşırtıcı ve anormal sayılması üzerinde düşünmeliyiz. Devletin üç temel gücünün ve yaptığı işlerin bir birini sürekli inkar etmesi kabul edilemez bir çelişkidir, saçmadır, sürdürülemez… Kanunları yapma yetkisi ve bu kanunları uygulama imkanı kendine, büyük bir talih eseri olarak verilmiş bulunan yürütme ve kanun yapma gücünün aynı partide toplanmış olmasına rağmen, yargının gene yürürlükte bulunan kanunlara dayanarak, AKP iktidarının kapatılması gerektiğini söyleyebilmesi son derece dikkat çekicidir, hafife alınamaz. Alınmamalıdır!
DEVLET KRİZİ VE ALT KİMLİK SANCILARI BİTMELİ
Bu bir kriz değil midir? Ne denmiş; “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!”… Bu büyük kriz Türkiye’nin tüm maddi ve manevi değerlerini, kaynaklarını koruyan şemsiyenin yahut mantonun, koruyucu kabuğun çok, ama çok yıprandığını, hatta yıpratıldığını gösteriyor! Türkiye bünyesinin koruyucu kabuğu sayılması gereken anayasal sistem içerden ve dışardan yıkıcı etkilere ve darbelere maruzdur. Görünen budur! Türkiye’nin koruyucu şemsiyesinde aylardan beri devam eden ve akıl almaz inkarlara varan süreç zararlıdır ve bu sarsıntı artık bitmelidir! Nasıl bitmelidir: Kurulu hukuk nizamının işlemesine mani olmaktan vazgeçerek, “hukuk içinde ve hukuka uyarak” bitirilebilir. Hukuk dışında yollara, baskılara yönelmeden hukukun normal şekilde işlemesine yardımcı olunursa sıkıntı biter. Doğru olan da budur, aylardan beri bunu söylüyoruz. Eğer anayasal hukuk düzeni normal işleyişini sürdüremezse Türkiye’nin büyümesine güçlenmesine seferber edilecek muazzam beşeri enerji kendini inkara ve yıkıcılığa yönelir! Evet Türkiye’nin muazzam beşeri gücü özellikle gençliğimiz yıllardan beri akıl dışı, gerçek dışı ütopyaların, hayallerin tutsağı yapılmış ve enerjisi heder edilmiştir!
TARİH VE TOPLUM BOYUTUNDA KAYIPLARIMIZI DÜŞÜNMELİYİZ! Türkiye’nin ve Türkçe’nin önemli şairlerinden birinin mezarı Moskova’dadır! Türkiye’nin Nobel Edebiyat Ödülü verilmiş bir yazarı da var! Türkiye’de 20 Nisan, 23 Nisan, 1 Mayıs, 19 Mayıs, 27 Mayıs ve 29 Mayıs … var… Bu tarihleri kutsallaştırmış ve onları anlam, amaç bütünlüğünden uzak olarak algılamakta, başkalarını da inkar etmekte olan topluluklar ve alt gruplar haline gelme tehlikesi ile karşı karşıyayız! Bunun nasıl facia olduğunu tahmin edebiliyor muyuz?
NASIL BİR İDEALİNİZ VAR?
Millet bütünlüğünü gözeten gençlik, işçi, köylü, esnaf, iş adamı gibi meslek ve zümre politikalarımız olabilseydi ne Fazıl Say kendini azınlıkta hisseder, ne Nazım Sovyet Rusya’ya iltica eder, ne de Deniz bugün yerinde yeller esen Marksist-Leninist ideolojiye selam durmazdı!..
Kısaca gençliğimizin belli bir insani ülküsü olabilseydi, önce milli olmak, yerli olmak, ahlaki görevini varlığının bütün hücrelerinde hisseder; bu büyük milletin dramını, trajedisini, sevincini, elemini, ülküsünü dile getirir onu sanatlaştırırdı.
Başka kültürlerin, medeniyetlerin, coğrafyaların ve medeniyetlerin menfaatlerini seslendirmeden önce mensubu olduğun milletin, fertlerinin, gruplarının, kollarının, dallarının derdini dert edinir ve kendi topluluğunun fertlerini de hiç olmasa insanlık camiasının bir parçası olarak idrak eder, önce kendimizden başlardık sanatımıza, dramımıza...
Kendi sanatımızı yok sayıp, başkalarının ürünlerinin pazarlayıcısı propagandacısı olmazdık. İhtiyacımız olan ülkü, bir kuşağı değil, milletimizin bütün gruplarını, kesimlerini birleştiren, kaynaştıran, derleyip, toparlayan, Türkiye’nin anayasal nizamına samimiyetle bağlı, bir siyasal programa ihtiyaç var... Türkiye’nin tüm beşeri kadrosunu, tarihi, coğrafi dallarıyla, kökleriyle kucaklayan; tarih, coğrafya ve medeniyet bütünlüğünde toplayan akla, gerçeğe uyan, ahlaki, çağcıl, insani; kaynaştıran, ötekileştirmeyen bir barış projesine, anayasal nizama tastamam uygun bir ülküye ihtiyaç vardır.
Ancak böyle bir ideal ve gerçekçi program nesillerimizi, sağın solun tasallutundan, Türkiye dışı mihrakların “devşirmesi” haline gelmekten kurtarabilir.
Muhteşem Türkiye projesi işte böyle bir projedir! Türkiye, bölge ve insanlık içinde umuttur...