DEVLETİN TEPESİNDE SÜRTÜŞMEYİN!RAHATSIZ OLUYURUZ! Bahçeli, AKP’nin 367 Engelini Aşmasına Neden Yardım Etti?
22 Temmuz kapkaç seçiminin sonucunda AKP’nin önemli bir oy artışı sağladığı ve bazı firmaların kamuoyu araştırmalarıyla yakıştırdıkları artışı yakaladığı ifade edilmesine rağmen, tek başına iktidar olamayan AKP’in imdadına Sayın Bahçeli’nin kanaat değişikliği Hızır gibi yetişti. Ve Meclis oturumlarında yer almak suretiyle AKP’nin 367 suni engelini aşması mümkün oldu. Böylece sayın Bahçeli vaktiyle Baykal’ın kanuna karşı hile kullanarak, Tayip Erdoğan’ı milletvekili dokunulmazlığına kavuşturan Siirt milletvekili yapıverişi gibi, AKP’nin de tek başına cumhurbaşkanı seçmesinde unutulmaz bir hizmet yaptı. Baykal, Tayip Bey’in Ayakları Altına İktidar Halısı Döşerken
Demokrasi tarihindeki garip ve buram buram hukuka karşı hile kokan mizansenle başbakanlık yolunu açtı. Aynı şekilde Sayın Bahçeli de AB genel sekreteri Solana’nın beklentisine uyarak rahmetli Ecevit’in başbakan olduğu kabineyi seçime gitmeye zorladı.
Hatırlayın, Ecevit’in partisinde bugün çok daha iyi hatırlanabilecek Derviş ve İsmail Cem’in ön ayak olduğu parçalanma ve Ecevit’i tasfiye hareketi devam ederken; Sayın Bahçeli göz yaşartan bir sadakat ve öz veri ile DSP’nin gün geçtikçe eriyen varlığını destekleyeceklerini duyuruyordu. Ama bu göz yaşartıcı vefa ve fedakarlık jesti bir kaç ay sürdü sürmedi ve Sayın Bahçeli, birden ilham gelmişçesine seçimlerin tarihini de belirledi çıktı. 3 Kasım Seçimleri Hediyesi
Seçimler 3 Kasımda yapılacaktı… Ve beklenen oldu, istikrar programının bütün zahmetini çekmiş ve artık düze çıkmaya başlayan, hatta artılar vereceği belli olan ekonomi, seçim zaferini kazanacak partinin eline altın bir tepsi ile devredilmiş olacaktı. Öyle de oldu! Masum mazlumları oynayan ve her türlü din istismarını yapmaktan çekinmeyen bir parti, iktidar koltuğunu Sayın Bahçeli’den ve partisinden alıyordu! Aynı zamanda bir ekonomist de olan Bahçeli’nin ekonomide başlayan gelişme sinyallerini alamadığını söylemek bir haksızlık olacağına göre; seçimleri kazanacak partiye, problemleri önemli ölçüde çözülmüş bir ekonomi devri anlamına geldiğini görmek için ille de alim olmaya gerek yok. Ecevit’in Hastalığındaki Esrar Hala Aydınlanmadı?
Komplo teorileri yazanların muhayyilesine tam uygun bir senaryo gözlerinizin önünde canlanırsa siz buna sadece tesadüf deyin! O zamanlar ayakta durmakta zorluk çeken ve sürekli olarak önce Rahşan Hanım’ı hedef alan kampanyalara rağmen Sayın Ecevit’in seçimlerden çok sonra nispeten sağlıklı bir yaşayışa kavuştuğu ve mücadelesini sürdürmesi gariptir! Sayın Ecevit’in hastalığı bahane edilerek partisinin lime lime edilmesi ve hastalığı üzerinde ki sır perdesinin bugün kalkması gerek. Seçimlerde ip gösterileri ile gündeme gelen ve iktidarı Apo’yu asmaya çağıran Bahçeli, Sayın Erdoğan’nın “siz niye asmadınız?’’ sorusunu cevaplayamamıştı.
Apo’nun Teslim Şartlarını da Bilmeliyiz!
O zamanlar yazmıştık, şimdi tekrarlıyoruz. Siyasiler ülke meselelerinin çözümünde gerçekten, sağduyudan ayrılma hakkına sahip değillerdir! Sayın Ecevit dahil Sayın Baykal ve Sayın Bahçeli, Apo’nun asılmamak üzere Türkiye’ye verildiğini bilmez olurlar mı? Ama bilmemiş görünmek Sayın Erdoğan’a da Sayın Bahçeli’ye de yakışmıyor! Dürüst siyasetçi imajını başarı ile sürdürmüş rahmetli Ecevit’e de hiç yakışmamıştı. Hazret, neden teslim ettiklerini bilmiyorum demişti! PKK Bölücülüğü Karşısındaki Tavrınızı İzleyeceğiz!
Neyse... Seçimler sonucunda oluşan Meclis tablosu tereddütler meydana getirirken, PKK saldırıları can yakmasına askerlerimizin arka arkaya şehit olmasına rağmen; Sayın Bahçeli’nin PKK’nın meclisteki uzantısı olduğu hakkında haklı şüpheler bulunan bir heyetin barış jestini iyi manalandıramadığını göstermişti.
Bu tavır değişikliği pek çok çevrede hayal kırıklığı doğurmuş ve tereddütler uyanmıştı. Aynı Bahçeli’nin cumhurbaşkanlığı seçimleri için AKP’yi 367 milletvekilinin Meclis’te bulunması halinde cumhurbaşkanı seçme imkanını veren aksi halde cumhurbaşkanlığı seçimini tehlikeye düşüren, yargı kararı engellemesini kolayca aşması ve dahiyane bir taktik diye takdim edilen davranış, sanıldığı gibi AKP içinde bir liderlik mücadelesini hızlandırmamış, ama AKP’nin müteşekkir olacağı bir destek haline gelmişti. Parti, Seçimlerde Millet İradesinin Serbestçe Ortaya Çıkmasını Ve Koltukların Adaletle Bölüştürülmesini Temin Mecburiyetindedir!
Bütün bunları tevil etmek, bağımsız bir parti çabası ile telif etmek gerçekten zor! Ama teşkilatının İzmir bölgesinde yaptığı ve 22 temmuz seçimlerinde şaibe iddasını çok somut delillere kavuşturmuş bulunan çalışmayı elinin tersiyle itmesi ve seçim sonuçlarını tartışmaktan kaçınması inanılır gibi değil. Demek ki anlı şanlı partilerimiz seçimler üzerindeki şaibeyi araştırmayacaklar, milyonlarca seçmenin oyunun çalınmasına, alınıp satılmasına itiraz edemeyeceklerdi. Peki milletin egemenlik haklarını kullanma imkanını kim milletin elinden almak istiyordu? Seçimlerin adil, dürüst ve şeffaf olması hem anayasanın hem de seçim kanunlarının ilan ettiği hedefti. Seçimlerin dürüst, objektif ve adil olarak yapılması konusunu anayasa ve kanun emri olarak üstlenen Yüksek Seçim Kurulu’nun bu görevi yapamadığı ve yapamadığını ortaya koyan bu kadar kesin delil karşısında, milletin hükümranlık hakkına saygılı olan bir partinin görevi, bu seçim yolsuzluğunun üstüne gitmek değil miydi? Unutmayın, seçimlerin sonuçlarını tartışmak, seçim sonuçlarını gayri meşru ilan etmek değildir! Bundan muhalefetin korkmasına gerek yok, ama adaletten ne kadar uzak bir seçim yapıldığını ve vatandaşın ne oranda baskıya maruz bırakıldığını ortaya çıkarmak muhalefet partilerinin inkar edilemeyecek görevidir! Bu görevi ihmal eden veya korkan bir parti de bu ünvana layık değildir! Devletin Tepesinde Gerginlik Yanlıştır!
Seçim sonucunda, oluşan Meclis tablosunun ve partilerin yeni roller aradıkları görülüyor! Partiler cephesinde bu arayışların süreceği anlaşılıyor! Partiler cephesinde değişimler beklenirken; milletin, devletin tepesinde var olduğu ilan edilen tepişme, sürtüşme ve kavgadan çok rahatsız olduğunu söylemeliyiz! Yeni Cumhurbaşkanı Gül’ün sadece eşinin başını örtme tarzının bu kadar gerginliğe, sürtüşmeye sebep oluşunu anlamak ve açıklamak mümkün değil! Bakın! Sayın Hakkı Devrim köşesinde, durumu nasıl görmüş ve bu hazin durumu nasıl anlatıyor?
“...Anne ve baba tarafından boşanma davası açılmış bir ailede çocukların öylesine umutsuz olduğuna dair bir fikriniz var mıdır acaba...’’ diyor, yazar! Ve devam ediyor. ‘‘Yoksa eğer, size şimdi söyleyeceğimi anlamakta güçlük çekeceksiniz! Benim çok kısa süren bir tecrübem oldu. Dört veya beş yaşında idim. O günlerden zihnimde yer eden, inadına en unutulmaz hatıraları, bu yaşta bile hatırlarken dertlenirim.” Milleti küs ana-baba çocuklarının hüsranına sürüklemeyin!
Bu milleti ebeveyni bir biri ile anlaşamaz, boşanmasalar da yemek sofrasında bir biriyle konuşmamakta inat eden bir karı - kocanın mutsuz çocukları psikolojisine sürükleyeceksiniz!
Hiç olur mu öyle şey, demeyin! Olduğu zaman gene ben size hatırlatırım.
Kuzum olacak şey midir bu! Dedikodu filan değil! Ekranlarda gözümüzle görüyoruz!
Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları, Cumhurbaşkanı’nın kutlamaları kabul davetine, eşinin başını örtme biçimine katılmadıkları için katılmadılar! Aynı sebeple Meclis’te daha önceki yemin töreninde de bulunmamışlardı.
Çankaya’daki kabule ana muhalefet partisi başkanı da katılmadı, Tıpkı kuvvet komutanları gibi. O da Cumhurbaşkanı’nın yemin töreninde hazır değildi.Daha önce gördüğümüz hal değil. Bu geçimsizliklerin (içimden görgüsüzlükler demek gelir!) fazla uzayınca seçmeni nasıl etkilediğini görüp öğreneceğiz! Siyasetin Temel Sorusu Baş Örtüsü Müdür?
Demek oluyor ki, devletin tepesindeki en büyük problem, siyasetçilerin eşlerinin baş bağlayış biçimleri. Seneler geçmiş olmasına rağmen Türkiye siyaset ve bürokrat kadrosu, hanımların baş örtme biçimlerine takılmayı sürdürüyor! Siyaset ve toplumun bu takıntıdan bir an önce uzaklaşması gerek! İş bir bağlama biçimi ile anayasaya, milletin varlığına, birliğine ve geleceğine ve hayati menfaatlerine bağlılık gibi ahlaki ve fikri bir ilişkiyi, bir bezin bağlanma biçimine indirgediğiniz zaman ilkelleşirsiniz ve işin içinden çıkamazsınız! Vatana, devlete, millete bağlılığı fikri ve psikolojik bir bağ olarak algılayamazsanız, dostunuz ve düşmanınızı anlayamaz, konumunuzu belirleyemezsiniz! Her kıyafetin içinde hıyanet de, ahlaksızlık da mümkündür!
Her şeyden önce şunu anlamanız gerek. Bir inanç, düşünce veya kanaat bilinemez. Dış aleme çıkarsa insanlar tarafından bilinir, değerlendirilebilir. Bu yüzden inanç, düşünce, haber veya bir bilgi ifade edilmedikçe, ne kadar kıymetli veya kıymetsiz olursa olsun, yayılmadıkça sedece meraklıların aradığı bir müze süsü, arkeolojik bir malzeme olmaktan başka bir sosyal kıymet taşımaz. Baş Örtüsü Veya Türban... Mesele Bu Mu?
Baş örtüsü veya türbana gelince… Belki de yan yana getirilmesi bu kadar yakışıksız iki kelime olamaz. Baş örtüsü ayrı şey, türban ise 16 ve 17. yüzyıllar Avrupa’sında her davranışı taklit edilen, Osmanlı Türkü’nün taklit edilen ve Batı zevkine göre şekillenen baş örtüsü. Osmanlı Türk’ünün ve Müslümanların Endülüs’ten ve Horasan’a kadar taklit edilen o kadar çok alışkanlığı, hayat tarzı vardı ki şaşırmamak mümkün değil... Fistan yerine pantolon giymek, elleri ve vücudu sabunla yıkamak, kağıt, cam eşya kullanmak ve cebir gibi pek çok buluş; hep Müslüman’ın. Ve bunları tanıtmak, bu dünyanın asırlar boyu rehberliğini yapmış Türk’e nasip olmuş! Baş Örtüsünün Uyandırabileceği Tehlikeler Essah Mıdır?
Baş örtüsü konusunda belki de en kuşkucu yaklaşımı; Sayın Baykal temsil etmektedir! Bir örnek olarak Sayın Baykal’ın görüşleri ele alındığında, baş örtüsü ve türbanın karşılıklı istismarının nasıl ucuz siyasetin malzemesi olmakta devam ettiğini anlamak mümkündür! Sayın Baykal AKP iktidarını iç ve dış siyaset açısından ülkenin hayati menfaatleri yönünden nasıl tehlikeli olduğunu kendi anlayışına göre vatandaşlarımıza anlatmağa çabalamaktadır! Sayın Baykal konuşmasında doğrularla yanlışları öylesine inanılmaz biçimde yan yana getiriyor ve AKP’nin ülke için nasıl bir tehlike haline geldiğine ilişkin deliller sıralıyor. Sınırlar ötesinde Türkiye’yi içine alan planlamalar yapıldığını savunan ve Ortadoğu’daki gelişmelere dikkat çeken Baykal sivil anayasa çalışmalarının da bu çalışmaların bir uzantısı olduğu yolunda kaygıları bulunduğunu söyledi. Edinilen bilgiye göre, Baykal’ın değerlendirmeleri ve kaygıları şöyle: Lozan’ı Yok Etme Çabaları Var!
“...Gizli planların parçası olarak Lozan Antlaşması’yla aldığımız hakları ve Cumhuriyet’in kazanımlarını geri almaya çalışan güçler var. Bunlar hareket halinde.
Sivil anayasa bunların örtüsü izlenimi veriyor… Bu sivil anayasa söylemi nereden çıktı. Bu bir kandırmaca izlenimi veriyor. Cumhuriyetin kazanımlarını ortadan kaldıracak adımlara kılıf yapılmak isteniyor! Bunun altında bizim bu güne kadar kararlılıkla dile getirdiğimiz iddialarımız var. Türbanı kamusal alana taşıyacak, laikliğin içini boşaltacak ve tehlikeye atacak ve üniter devlet yapısını sıkıntıya sokacak niyetler, sivil anayasa kavramının arkasına saklanmış görünüyor!”
Sayın Baykal’ın ana muhalefet partisi genel başkanı olarak ortaya koyduğu iddiaların irdelenmesi gerekir! Ortaya koyduğu iddialar öyle hafifsenecek iddialar değildir! Türkiye Cumhuriyeti’nin çok ciddi bir tehdit, hatta tehlike ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyan bu iddiaları hakkettiği şekilde inceleyeceğiz!
Yalnız şu kadarını söylemekle yetiniyoruz! Devletin tepesinde sürtüşmeyi, tepişmeyi kesin! Rahatsız oluyoruz! Millet rahatsız oluyor!