FAIL (the browser should render some flash content, not this).
 
..............................sayfaya dön

BARZANİ AĞZIYLA KONUŞMAK VE ZEBARİ’DEN ÖVGÜ ALMAK HAZİNDİR!
Ama siz ne yaptınız? Önce içerdeki terörizmi bitirelim diyerek aynen Barzani gibi konuştunuz! Barzani size o aklı veriyordu, diyordu ki; “terör Türkiye’nin iç sorunudur, önce o işi bitirin, sonra dışarıya bakın!” Siz de aynen bir ilkokul öğrencisi gibi, bu Barzani görüşüne uyuverdiniz! Daha da yetmedi birkaç gün sonra Zebari bu açıklamanız sebebiyle size teşekkür etti! Siz askerin istediği yetkiyi alıp değerlendirmek yerine, ‘Türkiye’nin sınırlarımızın dışında hakkını aramak gibi bir iradesi yoktur,’ dercesine, görevden kaçtınız! Sizin işiniz gücünüz seçim! En yakın dostlarınıza bile vefa göstermeyerek bir yeni seçimde, en kısa süre sonra sizi terk edecek sözde yeni dostlarınızla olmayacak bir iktidar peşindesiniz! Demek ki beraber ıslanmamışsınız o yağmurda. Bazılarınız şemsiye olmuş, bir kısmınız iliklerine kadar ıslanmış, ama siz hep şemsiyelerle dolaşmışsınız, o yağmurların altında!..

Eğer dürüst, samimi ve ilan edegeldiğiniz ilkelere gerçekten bağlı olmuş olsaydınız bir başka olurdu memleket bugün! Sizi rahatsız eden, gerilime sebep olan yanlışlıklar milleti ve bütün kurumları tarafından sevilen bir başbakan haline getirebilirdi sizi, ama nafile!..
YANILTILDINIZ!
Siz çok kötü bir biçimde yanıldınız ve yanıltıldınız!
Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyetini bir türlü içlerine sindirememiş, kabul edememiş ve barışamamış bazı fanatik gruplar ve bunlardan oluşmuş bir şer topluluğu mevcuttur! Ve bu topluluk Türkiye ile, Türkiye Cumhuriyeti ile asla barışamamıştır! Bu topluluğun kini, dini olmuştur! Affetmek, bağışlamak, unutmak gibi hasletleri yoktur! Bu topluluklar maalesef ne 1920’lerin sonlarını unutabilmekte, ne de 1970’lerde Türkiye’yi Sovyet tipi bir askeri diktatörlüğe mahkum etme hayallerini yok eden askeri müdahaleleri asla bağışlayamamış, asla vicdan muhakemesine yanaşmamışlardır, ilahi takdirle sürekli kavga halindedirler. Türkiye ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti, kurumları ve hele şu askerler! Bu kurumları baştan sona düzenlemek, düzeltmek, büyük çoğunluğun değerleri, umutları ile buluşturma, uzlaştırma, barıştırma gibi bir hayalleri, umutları ve görevleri hiç, ama hiç olmamıştır! Türkiye’nin şartları, kazançları, dünyanın şartları onları ilgilendirmez! Görev idrakleri, tarih şuurları yoktur, daima isterler, daima haklıdırlar, hiç yanılmamışlardır! Layuseldirler! Eğer istekleri karşılanmazsa, isteklerini karşılamak, haklarına kavuşabilmek için her yola, her çareye baş vururlar, sıkılmazlar! Dost düşman idrakleri yoktur, buğzu billah, hubbu billah idraki yoktur!
SİYASETTE YABANCIYA DAYANMAK İHANETTİR!
I908’de tahtından inmeye zorlandığı temmuzu anlatan Sultan Abdulhamid diyor ki: “Rus Çarlığı, Avusturya imparatoru ve İngiltere kraliçesi bir işaretime bakıyordu. Ama ben milletimin işlerine yabancıların karışmasına müsaade etmedim”. İşte insanlık budur. Müslüman’dan beklenen davranış budur! Hangi ağır şart altında bulunursa bulunsun ve mazereti ne olursa olsun, Vahdeddin’in bir İngiliz gemisiyle, İngiltere krallığına sığınması ise hiç affedilememiş, bağışlanamamıştır! Vahdeddin’in mazur sayılabilecek mazeretleri de ifade edilmiştir ama bu davranış Osmanlı asaletine yakıştırılamadığı için bağışlanamamıştır. Peki bizim bir elleri yağda, bir elleri balda gavur uşaklarına ne diyeceğiz? Adam illa uşaklık edecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nden intikam alacak, askerle sürtüşecek! Gavurun atına binecek, ihanet edecek, kin kusacak, huzursuzluk çıkaracak! Yeter ki askerin burnu sürtülsün? İşleri güçleri düşmanlık… Asker düşmanlığı, Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı. Hatta Türkiye Cumhuriyeti demek bile fazla görülüyor! Dün komünisttiler, solcuydular, devrimciydiler. Türkiye’nin zayıflayıp, parçalanmasını kendilerince kim sağlayabilecek ise onun hizmetindeydiler! Bugün aynı işi göreceğini düşündükleri AB yoluna giren Türkiye’nin, bu yol boyunca her şeyini feda edeceğini bildikleri için, Tanzimat’ın hain veziri gibi AB’yi nalıncı muştası kullanır gibi Müslüman Türk’ün böğrüne böğrüne vurmakta kullanmaktalar. Aynen Yunanlılar gibi... Artık bu rezilliğin sonu gelmelidir!
SEÇİMİN ÇÖKÜŞE FAYDASI YOK!
Hudson Enstitüsü’nün, işi gücü Türkiye’ye dil uzatmaktan ibaret olan Yunan gazeteci Papadapulos’a soru soran Amerikalı yetkilinin sorduğu gibi, bazılarının işi gücü Tayip Bey’i Türk Milleti’ne karşı savunmak! Bu doğru değildir. Hiçbir yabancının iktidarı savunma bahanesi ile işlerimize karışmasına izin vermeyelim. Yoksa yabancı uşağı derler adama!..
Bunları neye anlatıyoruz? Şundan, birileri iktidarla kavgalı olduğunu düşündükleri askerin müdahalesine mani olmanın yegane çaresinin derhal seçim olduğunu ve muhtemel bir askeri hareketi önlemenin yegane çaresinin acele seçim, derhal seçim olduğunu düşündükleri için, ülkeyi ecel terlerinden kurtarmak amacıyla bu gereksiz, alt yapısı hazırlanmamış, milyonlarca insanın oyunu başlangıçta yok sayan bir derhal seçime götürüyorlar! Madem bir Müslüman cumhurbaşkanı seçtirmediniz, biz halka seçtiririz kör inadına halk alet edilmekte, rahatsız edilmektedir! Bu mudur siyaset? Seçime katılan partilere bakın. Hırsızı var, soyguncusu var, bayrak sahtekarı var, komünisti var! Güya millet seçimde… Ama Millet yok!.. Komünistler bile var. Ama Millet yok! Hadi canım sende! Bugün sözlerin en güzeli şu: “Hepsini çiz, ‘Millet’ yaz!”

 
 
 
Millet Partisi 2007• petek-webtasarım
ana sayfa      |     partileşme    |     yorum     |     arşiv     |     Aykut Edibali