.“Türban, sivil anayasa” derken “TÜRKİYE MALEZYALAŞIR MI?” Türkiye asıl meseleler dururken, suni gündem maddeleriyle meşgul ediliyor! Neden etnik terör gündemde yok? Türkiye yeni yasama dönemine girerken, son günlerde yeni bir terörist saldırıya uğradı. 12 korucumuzu kaybettik!.. Vatandaşlarımızın uğradığı bu haine saldırı dolayısıyla kayıplara bütün vatandaşlarımız yürekten üzüldü. Ama Türkiye’de terörü ortadan kaldırmak ve tasfiye etmekle görevli iktidar cephesinde tık yok!..
Türkiye’nin bir numaralı meselesi olduğunu can alarak göstermiş bulunan bölücü ve etnik terör, ne hikmetse AKP iktidarı tarafından hak ettiği şekilde algılanmıyor. Hatta önemsenmiyor! Onun için de terör Türkiye’nin resmi gündemine bir türlü girmiyor!..
Bu yazı Gabar dağında 15 askerimizin şehit edilmesinden önce yazılmış ve bu not dışında ilave bilgilere gerek duyulmamıştır! İnşallah sorumlu iktidar dahil olmak üzere herkes uyanır! Şehitlerimize Allah’tan rahmet; canilere Allah’ın cezasını; şehitlerimizin yakınlarına ve Büyük Millet’e de baş sağlığı, sabır, metanet ve karalılık dileriz!)
Sayın Başbakan’ın tek tabanca olduğu iktidar ve partisinin bir anayasa peşinde koştuğu anlaşılıyor. Türkiye’nin gündemine yeni bir anayasanın yapılmasının kurulduğu görülüyor! Artık çok suni bir şekilde Türkiye’nin gündeminde baş yeri işgal eden bu mesele ile yani yeni anayasa ile oturup yeni anayasa ile kalkacağız!
Türkiye’nin en önemli meselesi olmasına rağmen PKK terörü ve verdiği hainane kayıplar ne yazık ki Türkiye’nin gündemine girememiştir! Sayın Cumhurbaşkanı’nın yeni yasama yılını açış konuşmasında işaret edebildiği gibi ne yazık ki ateş sadece düştüğü yeri yakmıştır! Ve Türkiye’nin gündeminde hak ettiği yeri alamamıştır! ETNİK TERÖRE KARŞI TÜRKİYE ABD İŞBİRLİĞİ MEKANİZMASI NEDEN İŞLEMEDİ?
Türkiye’nin stratejik ortağı ABD’nin telkinleri sonucu, Irak’ın kuzeyinden geldiği belli olan terörist saldırı ve suikastları bertaraf etmek amacıyla Türkiye ile ABD inisiyatif ve hakimiyetinde bulunan Irak’ın makamları arasında işleyecek bir mekanizma kurulmuştu.
Bu mekanizma Türk tarafında Sayın Orgeneral Edip Başer ve karşı tarafta ise ABD silahlı kuvvetlerinden emekli Orgeneral Joseph Raltson’un katılımı ile yürütülmeye çalışıldı! Amaç Türkiye Cumhuriyeti’nin ve ABD’nin de terörist olarak tanımladığı gücün faaliyetlerini sınırlamak ve son vermekti. Ancak bu mekanizma kendisinden beklenen şekilde işleyemedi, iktidar bu mekanizmayı işletmeyi beceremedi ve hakkını veremedi! Mekanizmanın iyi işlemediğinin Sayın Başer tarafından dile getirmesi iktidar tarafından hoş karşılanmadı ve Sayın Başer’in bilinen istifası geldi. Ancak iktidar hiç de şık olmayan bir şekilde istifadan birkaç saat önce Sayın Başer’i görevden aldığını açıklamak gibi nezaket dışı bir yola baş vurdu! Başer Paşa mekanizmanın hatalı işleyişinin sebep olacağı sonuçlara işaret ediyordu ve bu istifa gerekçesinde dile getirilen endişeler birer birer ortaya çıktı. Bu arada teröristlerin eline, ABD silahlı kuvvetlerine ait olduğu tespit edilen külliyetli miktarda ileri teknoloji ürünü silahların ulaştığı haberi geldi. Bu haberlerin yayılışı ve askerin (peki sivil hükümet ne yapıyor?) “ABD’yi söze değil ama işe davet eden açıklamalarından” sonra da, kurulan bu mekanizmanın ABD tarafında görevli Amerikalı generalinin de görevinden ayrıldığı haberi geldi. Demek ki alayı vala ile kurulan mekanizmanın iyi işlemediği ve sonuçta işe yaramadığı bir süre sonra ortaya çıkmıştı. Irak’ın kuzeyinde ABD askeri ve siyasi otoritesinin duruma hakim olamadığı anlaşılıyordu. Irak’ta ABD’nin kurduğu bir askeri ve siyasi otorite mevcut, ancak bu otorite Türkiye’ye terörist saldırıların yapılmasına mani olamıyor veya olmak istemiyor! Yani Türkiye müttefiki olan bir devletin kontrol ettiği sınırdaş bir ülkeden kendisine yönelik düşman faaliyetlerine en kısa süre içinde son verdiremiyor! Bu tam anlamıyla bir skandaldır. Türkiye’nin onuruna, saygınlığına, bağımsız devlet özelliği ile uzlaştırılamaz bir acınacak haldir, acz halidir iktidarın tavrı. İKTİDARI ŞEREFLİ GÖREVİ İFAYA ÇAĞIRALIM!
Türkiye’yi yöneten siyasi otoriteye ne düşer?
Elbette bu pis durumun temizlenmesi…
Peki bu pisliği nasıl temizler?
Önce hak ettiği gibi önemser.
Önemsemezse ne olur?
Türkiye’yi rahatsız eden mesele büyür, kördüğüm olur!
Buna bir iktidarın hakkı olabilir mi?
Bırakın hakkını, hukukunu, iktidarın Türkiye idrakindeki zafiyeti, Türkiye’nin tüm meselelerindeki zafiyetidir! Hala “Osmanlı’nın baskı altında ayrıştırılmasında” kullanılan cumhuriyet öncesi fikir cereyanlarının etkisinde kalan ve bir türlü Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye idrakine varamamış bir siyaset felsefesinin zebunu olmuş bir siyaset anlayışının temsilcilerinin, “ABD’ye ciddiye alınır ve sonuç verir bir görev çağrısı yapmasının ve bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümran bir devlet idraki içinde sürüp, sonuçlandırılmasını beklemek hayaldir!
“Kürt meselesi benim meselem” sözünün, yani bu klişeyi, bu meşum klişeyi hangi şer güçlerinin Türkiye’nin önüne ne maksatla koyduğunu bilmeyen veya bilmezden gelen, üst kimlik-alt kimlik tartışması icat eden, Türk Milleti’ni alt kimliklerden biri haline getiren bir anlayışın Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü ve birliğini idrak etmesinin ve savunmasının mümkün olmadığı apaçık hale gelmiştir! Bu zihniyet ne etnik bölücülüğü, ne etnik terörü doğru teşhis edebilir, ne de etnik bölücülük tehlikesini bertaraf etmek için tedbirler alabilir!
İşte böyle malul bir siyaset anlayışı Türkiye’de iktidara musallat olmuştur ve Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu birden bire fark ederek yeni anayasa yapmaya koyuluvermiştir!? YENİ BİR ANAYASA İHTİYACI NASIL KEŞFEDİLDİ?
Peki Türkiye’nin yeni ve sivil bir anayasaya ihtiyaç duyduğunu nasıl anlayıvermiştir ve bu yasama döneminde bu işi hangi hazırlıkla, birikimle, ne şekilde, kim tarafından, kimlerin katkısıyla, nasıl yapacaktır? Bu soruların cevabı ne yazık ki akıl almaz bir hayret, şaşkınlık ve kuşku içinde araştırılmaktadır! Türkiye’nin AKP iktidarı tarafından oluşturulacak anayasası daha başlangıçtan kadük olmuştur. Yaşama şansı yok denecek kadar azdır!
Bunları biz de araştıralım! Çünkü mecburuz! Çünkü birileri kuyuya taş atmıştır! Dokuz akıllı çıkaramayacak durumda da olsa, taşın kuyudan çıkarılması gerek! Çünkü mahalleli su içecek!
Türkiye’nin Malezya olabileceği saçmalığını yumurtlayan ve ortalığı telaşe veren Mr Holbrok’e sürdürdükleri “tavşana kaç tazıya tut” oyunun artık kabak tadı verdiğini söyleyerek başlayalım, şu tatsız oyunun şifrelerini çözmeye!
Tekrar ifade edelim: ABD ve AB için de, şüphesiz toparlanmaya başlayan Rusya federasyonu için de Türkiye fevkalade önemlidir! Bu önemi ifade edecek kelime yoktur! Türkiye’nin tercihleri bu güç merkezleri için de bir ölüm kalım tercihi sayılacaktır! Yani Türkiye’de kımıldayan her yaprak, güç merkezlerinin doğrudan veya dolaylı ilgisi, bilgisi dahilindedir! Türkiye’nin en önemli siyasi, kültürel ve ekonomik meselelerine bu merkezlerin hazırlığı, tertibi ve beklentileri karışmakta…
Türkiye’nin II. Cihan savaşı sonrasından itibaren karşılaştığı darbeler, yaptığı seçimler ve kurduğu iktidarların oluşumunda dış güç odaklarının parmağının, elinin ve hatta kolunun varlığını gösteren bilgiler ne yazık ki acı birer gerçektir. Yani Türkiye’nin siyasi hayatına dış güç odaklarının pervasızca müdahil olduğunu gösteren bir son devir cumhuriyet tarihi bile yazılabilir! İKTİDAR OLUŞUMLARINDA VE İKTİDARLARIN SÜRESİNİN BELİRLENMESİNDE HANGİ İÇ VE DIŞ ODAKLAR ETKİLİ OLUYOR?
Daha bugünden bu iktidarın iktidara gelişi ve programlarına ilişkin o kadar belgeli yayın yapılmıştır ki akıl almaz! İktidar yolsuzluk belgeleri apaçık olduğu gibi, yabancı merkezli projelere de (GOP gibi) dahil edilmektedir! Bu projelerde sadece konu mankenliği rolü üslenmiş ve Türkiye ilgi gösteren ve saygı besleyen ülkeler için “ökse ördek” rolü biçildiği resmen ifade edilmiş olmasına rağmen, AKP’nin başından en ufak itiraz sesi yükselmemektedir! YANLIŞ SORU: AKP’NİN TÜRKİYE’Yİ MALEZYALAŞTIRMASI MÜMKÜN MÜ?
Şu apaçıktır! İfade edilen ve edilemeyen korkuların bir cümle halinde ifadesi şudur! “Türkiye AKP iktidarı ile ABD’nin uygulamaya koyduğunu ilan ettiği GOP projesi kapsamında başörtüsü ve İslâm’ın (neden başka bir dinin değil?) istismarı yoluyla, cumhuriyet kazanımlarını bertaraf ederek, Malezya örneğinde gibi bir Ilımlı İslam ülkesine dönüşür mü?” Korku budur ve Türkiye bu korku ile yüzleşmeli ve bu korkuyu, benzeri korkuları kendini aldatmadan aşmalıdır! Nasıl mı? Problemi doğru ortaya koyarak, dürüst ve objektif olarak. Yani bilimsel düşünceyi kullanarak problemini çözebilir, aksi halde çok defa yaptığımız gibi bir yanlıştan bir başka yanlışa savrulur gideriz! Her şeyden önce bir toplumun başka bir toplum gibi oluvermesi sözü çocukça ortaya konmuş bir benzetmedir ve benzetmelerin sosyal bilimlerde yeri yoktur! Hiçbir toplum bir diğerinin aynı olamaz. Bu akıl dışı, Türkiye’nin birikimi ile alay eden bir tehdittir! Malezyalılara karşı yapılmış, koca bir ayıptır! Bu konuda değerlendirme yapma hak ve sorumluluğu her şeyden önce Malezya halkınındır! Başkalarının hele yabancıların, Malezya’yı “Ilımlı İslam” modelinin yaşandığı bir ülke olarak göstermeleri de sakattır! Bu emperyalistlerin, tarihi gerçeklikten mahrum yakıştırmasıdır! ALLAH BU MİLLETİ DEVLETSİZ BIRAKMASIN, DEVLETİNE SAHİP KILSIN!
Ama Allah korusun bazılarının bilip bilmeden ulus devlet diye küçümsemeye ve küçültmeğe çalıştıkları devletin zaafa uğraması halinde neler olabileceğini kestirmek ve akılları başa devşirmek için sadece tarihimizin birkaç felaket senesini hatırlamak yeter de artar bile:
Birinci tarih 1243 Kösedağ meydan muharebesi. İkincisi Yıldırım Beyazıt ve Emir Timur arasında yapılan ve Osmanlı askeri gücünün büyük yara aldığı Ankara meydan savaşı. Üçüncüsü 1826 Vakayi Hayriyesi dedikleri 1826 Kara ordularımızın ve 1827 deniz gücümüzün devre dışı bırakıldığı Navarin savaşı. Dördüncüsü I. Cihan savaşında ordularımızın mağlubiyeti ve Mondros mütarekesinin yapılması sonrasında Sevr dayatmaları, hayal değil, gerçektir!
Bu meşum tarihlerin hemen arkasından Türkiye’de kargaşaların, kardeş kavgalarının başladığı ve bu ülke ve bölgede gözü olan düşmanların geçici veya daimi işgaline uğradığı görülür! Türkiye yeniden ne kadar süreceği belli olmayan bir İstiklal Savaşı’na girmeye veya kısa veya uzun sürecek bir fetret dönemi yaşamağa mahkûm olur! Böyle bir faciayı hangi aklı başında ve namuslu insan kabul edebilir?
Kısaca Türkiye milli devletini zaafa uğratan bir facia sonunda tarihte örneğini gördüğümüz gibi kardeş kavgalarına sürüklenir! Sözün özü Türkiye hangi sebeple olursa olsun devletinin zaaf uğraması, güç kaybetmesi halinde ne Malezya, ne İran, ne de Cezayir olur?
Dünyanın bu bölgesinde meydana gelen boşluk, çok kanlı bir şekilde doldurulmaya çalışılır, ülkemiz ve bölgemiz Allah korusun bölgesel, hatta cihan savaşlarının da yakıp yıktığı bir felaket dönemi yaşar! Ama şu unutulmasın ki 5.000 yılı aşan tarih döneminde Türk Milleti’ne esaret zinciri takmak ve onu yurtsuz bırakmak isteyenler umduklarını bulamamışlar, mağlup ve münhezim olmuşlardır! Bu sonu Türkiye üzerinde çirkin hesaplar yapan iç ve dış düşmanlarımız unutmamalıdırlar!
Eğer Allah esirgesin Türkiye Cumhuriyeti zaafa uğrarsa, Malezya olmak bile mumla aranır! Akıl, idrak ve insaf sahiplerinin uyanma zamanıdır! BÜYÜK OYUNU GÖRÜN!..
Öğrenim görme hakkı kutsal bir haktır, suni engeller ortaya koyarak, vatandaşlarımızın kıyafetleri sebebiyle öğrenim ve eğitim alma hakkını ortadan kaldırarak, tarifi imkansız maddi, manevi, sosyal zararlara göz yumuyoruz! Artık Türkiye bu utancı aşmalıdır! Ve bunu da mutabakatla yapmalıdır! Bu konuda mutabakatı sağlamak AKP iktidarına düşer! Çünkü çözüm hele sağlıklı çözüm için bu toplumsal mutabakat şarttır!
Ancak hayatı sadece tahrik edilmiş ve iyi kullanılmış gerilimlerle dolu bir parti bu yolu seçebilir mi işte bütün mesele burada? AKP mutabakatı sağlamak üzere gerekeni yapabilir mi? Anayasa meselesi de, türban meselesi de, ülkenin huzur içinde yönetimi de mutabakata bağlı, ama AKP bunu gerçekleştirmek için kendini otokritik etmeğe mecbur, bunu yapabilmesi temenni edilir!
Ama kendisiyle kavgalı AKP anayasayı da, türbanı da gerilim oluşturmakta kullanmayı tercihe eğilim gösteriyor! Çünkü gerilim olmazsa var olmaları zor! Ne demiş şair? “Ey düşmanım sen bana lazımsın, sen benim ifademsin, hızımsın!
Türbandan, yeni anayasanın yapılmasına kadar ele aldıkları her konunun ele alınış tazı için “Malezya korkusu uyandırmak muhtaç oldukları oy potansiyelinin ateşlenmesi, uygulaya geldikleri gerilim politikası taktiklerinin başarı ile uygulanması için vazgeçilmez hale geliyor! Bu korkuları besleyen bir yığın aralarında yeminli din düşmanlığından müseccel komünistliğe kadar Türkiye Cumhuriyeti ile davası, ay yıldızla kavgası olanların başını çektiği bir yığın muhalefet de, safderun da güya muhalefet etme adına iktidara hizmet etmeye devam ediyor!
Bu arada Türk Milleti kaybetmeye devam ediyor! Durum budur! Bu çirkin, küresel, büyük oyun bundan ibaret!..