FAIL (the browser should render some flash content, not this).
 
........................................sayfaya dön 23-01-2008

TÜRBAN VE ALEVİ RANTI KAVGASI HAYIR GETİRMEZ!

Sayın Başbakan “medeniyetler ittifakı” forumu için gittiği İspanya’da gündemi değiştirecek ve uzun süre konuşulacak bir tartışma konusunun fitilini ateşledi...
Hazret buyuruyor ki, “Başörtüsü siyasal simge olsa da suç sayılamaz”! Gazetelerin nakline göre aynen şöyle demiş:
“Siyasi simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz? Anayasa içinde bu işin çözülmesi arzumuzdur.”
Tabii politikacısı, hukukçusu bir birine giriyor, anlaşılıyor ki Sayın Erdoğan büyük bir maharetle kullandığı türban silahını kullanmaya kararlı olduğunu, bu milli, dini, kültürel değerimizi nasıl sorumsuzca kullandığını, kullanmağa kararlı olduğunu İspanya’dan cümle aleme ilan etmiş oluyor!

Demek ki, Sayın Başbakan başladığı yere yani yıllar öncesine 1980’li, 1990’lı yıllara geri dönmüş oluyor! Doksanlı yıllarda, partisinin kapatılmasına sebep olan türban istismarı konusunda bir itirafta bulunuyor, suçüstü yapılıyor! O gün siyasetinin referansı olarak İslam’ı gösteriyordu.
Ama sonra Tayip Bey “değiştim” dedi ve ona cümle Batı inandı, onlar inanınca da Türkiye’de akan sular durdu… Büyük bağlantılar yapıldı, angajmanlar sağlandı iktidara.
Anayasada ve kanunlarda akıl almaz yorumlar yapılarak CHP eliyle Tayip Beyin tırmanacağı başbakanlık merdivenlerine kırmızı halılar döşendi ve iktidar koltuğuna oturtuldu… AKP ile CHP arasındaki balayı uzun bir süre devam etti.
Yıllar yılı kovaladı, sıkıntılar yaşandı ve birkaç sene önce iktidarda olmasına rağmen Amerikalıların artan tereddütlerini gidermek üzere has müşavirini Amerikalılara gönderdi. Has müşavirin Amerikalılara söylediği söz duyurulunca bütün Türkiye ayağa kalktı...

TAYİP BEYİ “SÜPÜRMEYİN KULLANIN” DENDİ Mİ, DENMEDİ Mİ?
Tayip Bey’in müşaviri Amerikalılara şöyle demiş!
“Bunu deliğe süpürmeyin, kullanın” (Bununla Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanını kastettiğini meşhur fındıkçı Zapsu daha sonra açıkladı)diyebildi. Türkiye’de ki istisnasız bütün namus sahibi insanların yüzünü kızartan bu alçaltmaya öfke duyuldu… Ama başbakanın sözcüsünün bu küçültücü sözüne karşı hiçbir şey yapılmadı.
Bu durumda ne olacak? Türban davası sebebiyle, dince kutsal sayılan sembol ve değerleri siyasette kullandığı, açıkçası suistimal ettiği için partisi kapatılan ve bu yüzden mahkûm edilen bu zatın, bu son açıklaması ile “değiştim” demesinin resmen yalan olduğu ortaya çıkmış olmuyor mu? Burada başka bir itiraf da yok mu?
Yıllar boyu baş örtme biçiminin velev ki türban densin, siyasi bir mesaj taşımadığını, siyasi veya ideolojik bir alamet olmadığını samimiyetle söyleye geldik. Biz kız öğrencilerimizin bir siyasi partinin veya görüşün emrindeki militanlar olmadığını; dinlerinin gereği olarak ve Kur’an’ın emrini yerine getiren insanlar olarak gördük ve milyonlarca insan bu davaya ve savunmaya inandı.
Demek ki, bu bir itirafsa -ki öyle görünüyor- milyonlarca Müslüman resmen aldatılmıştır!

BAŞÖTÜSÜNÜ ALLAH EMRİ SAYANLAR ALDATILDI MI?!

Kaldı ki Kur’an İslam’ın bir değeri veya kurumunun samimiyetsizce kullanılmasını yasaklıyor. Eğer baş örtünme sırf Allah emrettiği inancı ile örtülmemişse bundan bir sevap umulamaz. Çünkü misal olarak namaz kılan, dua eden veya örtünen kişi, o ibadeti veya eylemi sırf Allah emretti ve onun rızasını kazanmalıyım diyerek değil, hedeflediği başka emellere ve menfaatlere ulaşmak için yapmıştır.
Kaldı ki bu ibadeti yaparken, giyim kuşamına düzen verirken, Allah rızası dışında bir hedef peşinde olanlar Allah ve Rasulü tarafından çok ciddi şekilde uyarılmışlardır. Müslüman’a Cenabı Allah’ın bazı sözde namaz kılanları nasıl azap ile tehdit ettiğini namaz surelerinden olan Maun suresi hatırlatıp durmuyor mu? Yüce Allah ne buyuruyor? “Vay o namaz kılanların haline ki (4) Namazlarını gereği gibi kılmıyorlar (5) Onlar sadece gösteriş yaparlar (6). Bu ayetlerde en büyük ibadetin bile yapılışında ihlastan, samimiyetten ayrılışın, riyanın, iki yüzlülüğün ne kadar kötü olduğunu görmek mümkündür! Ama görmek istenirse, görülür!.. Ne diyelim Allah Müslümanları ihlastan ayırmasın!

BAŞÖRTÜSÜ MAĞDURLARINDAN SONRA SIRA ALEVİLERDE Mİ?

Demek ki bu türban konusunu Türkiye uzun süre tartışacak, hem de gerilimi artırarak… Ve hazin olan bir başka gerçek de şu: Tayip Bey ve ekibi bu gerilimi nasıl artıracaklarını, nasıl kullanacaklarını elhak çok iyi bildiklerini dosta düşmana herkese gösterdiler, hatta parmak ısırtacak hale geldiler. Ama pompalanan bu gerilimden pek çok vatandaşımızın canı yanarmış, başörtüsü takan insanlar bu kavgadan incinirmiş, yara alırmış, pek çoğunun hayatı sönermiş, ne gam! Beyler iktidarda kalsınlar, yeter!
Açıkça görülüyor ki Sayın Erdoğan çok iyi bildiği türban gibi dini, milli ve insani bir değeri kullanma ihtiyacının artık zamanı geldiği kanaatindedir! Bu sembolün kaç seçim zaferi getireceğini çok iyi bildiği için, bu silahı İspanya’dan ateşlemiş bulunuyor! İspanya bu tür lafların söylenebilmesi için çok müsait görünüyor.
Ama hakkını yemeyelim, sadece türban gibi değeri sömürmek ona yetmemektedir! Görülüyor ki başka bir alana da el atılmıştır! Bu alan Alevi vatandaşlarımızın oylarıdır!

TÜRKİYE MÜSLÜMANLARI ALEVİSİYLE SÜNNİSİYLE BİR BÜTÜNDÜR VE DIŞ VE İÇ İSTİSMAR ODAKLARININ DA İĞFAL ÇABALARINA HEDEFTİR!

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kahir ekseriyeti Müslüman’dır! Ancak ülkemizde kitap ehli yani Musevi ve Hıristiyan (Ermeni, Süryani ve çok az kalan Rum) vatandaşımız bulunmaktadır! Bu topluluklarla vatandaş bağı ile bağlı bulunmaktayız! Bu vatandaşlarımız Türkiye’de Müslüman vatandaşların faydalandığı tüm anayasal haklardan yararlanırlar.
Zikrettiğimiz bu vatandaşlarımızın dışında kalan vatandaşlarımız neredeyse yüzde doksan dokuza varan kahir bir ekseriyet oluştururlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin tebâsı olan Müslüman halkın mezhep ve din uygulama inanç, anlayış ve bakışlarında çok az fark bulunur! Farklılıkların bulunması inkar edilemez ama Ehli Sünnet ve Şia dediğimiz yorum farkları Türkiye’de uzlaşmaz bir itikat ve amel ayrılığına gitmez. İran Şiası veya Arap Şiası ile Türkiye Alevileri arasında bir benzerlik bulunmaz!
Yorum, uygulama ve öncelikler bakımından varlığı ileri sürülen farklar ne olursa olsun Aleviliğin Türk toplumunun dini ve manevi hayatında çok önemli bir damar olduğu inkar edilemez! Gerçek böyle olmasına rağmen bu topluluğun kendini daha hür ve tam olarak ifade etme gayretleri, çok partili demokratik hayatın gelişmesine paralel olarak Türk Aleviliğini dış ve iç siyasetin önemli alanlarından biri haline getirmiştir.
Belirtmek gerekir ki Alevi vatandaşlarımız tüm kışkırtmalara rağmen Türkiye’deki Ehli Sünnet kardeşlerinden ayrılmamışlar, milli siyaset konularında farklı davranmamışlar ve hele hele bazı topluluklar gibi negatif hassasiyetlere kapılmamışlardır! Büyük bir bilinçle milli kaderi paylaşmışlardır!
Türkiye Aleviliğini test eden önemli merkezlerden birisi AB olmuştur! Türkiye Aleviliğinin AB’nin himaye ettiği bir azınlık olarak kabul edilmesini sağlamak amacıyla yapılan bazı teşebbüsler olmuş ancak bunlar başarılı olamamıştır! Bu tür Türkiye Aleviliğini ne ölçüde temsili meçhul bazı teşebbüsler ve talepler Türk hukuk sistemini meşgul etmekte ve yargı bazı hayati kararlara ulaşmaktadır! Bu konuda en son örnek aşağıdaki olaydır:

SÖZDE ALEVİ TALEPLERİ NEDİR?

Ankara 6. İdare Mahkemesi, Cem Vakfının, “Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi, ibadet için genel bütçeden pay ayrılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevi inanç önderlerine kadro tahsis edilmesi” taleplerini reddeden Başbakanlık kararının iptal istemini oy birliğiyle reddetti.
Kararda, uyuşmazlıkta “Alevilerin din ve inançlarını açıklama özgürlükleri bakımından engellendikleri veya bir başka inanç biçimini benimseme yönünde baskıya maruz kaldıklarını gösteren güncel ve somut olayları ortaya koyamadıklarına” yer verildi. Kararda, “Dinsel normla, hukuksal norm arasında kurulmaya çalışılan dengenin giderek laik devlet ilkesinden uzaklaşmaya, farklı inanç biçimlerinin törpülenmesine ve nihayet din ve inanç özgürlükleri de sınırlandırmalara yol açabilir” denildi.
Cem Vakfı avukatları, 2 bin kişi adına, “Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi, ibadet için genel bütçeden pay ayrılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevi inanç önderlerine kadro tahsis edilmesi taleplerini” reddeden 19 Ağustos 2005 tarihli Başbakanlık kararının iptali istemiyle Ankara 6. İdare Mahkemesi’nde dava açmıştı. Ve bu talep mahkeme tarafından oy birliği ile reddedilmiş durumda…

ALEVİLERİN İNANÇLARINI AÇIKLAMA VE İBADETLERİNİ YAPMA HAKKI SINIRLANDIRILMAMIŞTIR
.
…. “Mahkeme içsel ve dışsal alan boyutunda bir din ve inanca yönelik eleştiri ve tacizlerin din ve inanç özgürlüğünü tehlikeye sokacak bir düzeye ulaşması halinde kamu güçlerinin bu duruma kayıtsız kalmasının devletin sorumluluğunu gerektirdiğini ve dışsal boyutta din ve inancını açıklama özgürlüğü sınırlandırılmalarının ise müdahalenin varlığı, yasallık, meşru amaç ve demokratik toplumda zorunluluk kriterleri bakımından incelediğini benimsemektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda devletin dinine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Uyuşmazlıkta Alevilerin din ve inançlarını açıklama özgürlükleri bakımından engellendikleri veya bir başka inanç biçimini benimseme yönünde baskıya maruz kaldıklarını gösteren güncel ve somut olaylar da ortaya koyulmamaktadır.”

VERGİ VE HİZMET İLİŞKİSİ

“Türkiye Cumhuriyeti’nde Diyanet İşleri Başkanlığı’na vatandaşlardan genel mahiyette toplanan vergilerden pay ayrılmaktadır ki bu haliyle mahkeme kararlarına aykırılıktan bahsedilemez. Kaldı ki aksi görüşün benimsenmesi halinde silahlanmaya, savaşa, nükleer enerjiye, teknolojiye karşı olan kişilerin bu inançları çerçevesinde ayrı ayrı vergilendirilmeleri gerekebilir ki, bu durumda vergi toplanması gerekenlerin tespiti bakımından çözümsüzlük oluşturacağı ve kamu düzeninin sağlanamayacağı aşikardır.”

POZİTİF AYRIM TALEP EDİLİYOR

Din ve inanç özgürlüğü bakımından esas ve ideal olanın, söz konusu özgürlüklere mümkün olduğunca müdahale etmemek olarak tanımlandığı ve bunun “devletin negatif ödevi” olduğu vurgulanan kararda, şu değerlendirme yapıldı:
“Bir başka deyişle ideal olan nötr bir devlet düzeninin varlığıdır. Bu anlamda eşitlik ilkesi ile amaçlanan, farklılıkların yok edilmesi değil, farklı gruplara tanınan imtiyazların önlenmesidir.
Oysa dava konusu uyuşmazlıkta davacılar, İslam inancına sahip olmakla birlikte İslam’ın farklı bir yorumu ve uygulamasını benimseyen Alevi topluluğu adına pozitif bazı ayırımlar talep etmekte ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nca Sünnilere tanındığını iddia ettikleri ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını istemektedirler. Aleviliğin ciddi, tutarlı bir dini inanç ve İslam’ın bir yorumu olduğu ve geniş kitleler tarafından benimsendiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.

BU TALEPLER ALEVİLERİN TÜMÜ TARAFINDAN İSTENMEKTE DEĞİL

Ancak, Din ve İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi’nde belirlenen genel prensipler bakımından da olaya bakıldığında, Aleviler arasında da inanç ve uygulama biçimleri ve kendilerini tanımlamada farklılıklar bulunduğu, bu durumun davacılar tarafından da kabul edildiği gerçeği karşısında davacıların uyuşmazlığa konu olan taleplerinin tüm Aleviler tarafından benimsendiğine ilişkin somut veriler de mevcut değildir.”

LAİKLER NERDESİNİZ? LAİK DEVLET İLKESİNDEN UZAKLAŞILIYOR?

“Dinsel normla, hukuksal norm arasında kurulmaya çalışılan dengenin giderek laik devlet ilkesinden uzaklaşmaya, farklı inanç biçimlerinin törpülenmesine ve nihayet din ve inanç özgürlüklerinde sınırlandırmalara yol açabileceği” ifade edilen kararda, davacı Cem Vakfı’nın, farklılıklarından yola çıkarak açtıkları bu davanın amaçlarıyla çelişeceği sonucuna varıldığı belirtildi.
Alevi vatandaşlara din hizmetlerinin kamu hizmeti olarak sunulması, ayrıca devlet kamu hizmetlerine atanacaklar hakkında belirlenen genel ve objektif kriterler dışında cemevlerine Alevilerce yetkinliği kabul edilen kişilerin kamu görevlisi olarak atanması, Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilmesi ve genel bütçeden cemevi yapımı ve diğer hizmetler için ödenek ayrılması yolundaki istemlerin karşılanmasına ilişkin taleplerinin reddi yolundaki dava konusu işlemin mevzuata aykırı olmadığı ifade edilen kararda, davanın oy birliğiyle reddine karar verildiği kaydedildi.
Şikayetçi vakfın kararı temyiz etmesi halinde dosya Danıştay’a gidecek…

ALEVİ TOPLULUĞU ÜZERİNDE ÇİRKİN RANT HESAPLARI YAPILIYOR!

Görülüyor ki hangi amaca hizmet ettiği meçhul bazı mihraklar, Türk Aleviliğinin oluşmasında büyük çabalar harcadıkları İstiklal Savaşı ile belgelenmiş bulunan bu topluluğu, bir azınlık haline getirme hayali içindedir.
Ancak Türkiye Aleviliğinin musallatı sadece dış politika mihrakları değil. Bu topluluktan iç politikada yararlanmak isteyenler de bir biri ile hiçbir ahlaki sınıra saygı duymaksızın yarış halindedir. Hem de ne yarış.
Türk anayasal nizamı çerçevesinde bu tür taleplerin hoş karşılanması mümkün değil ve bu tür talepleri başbakanlık ta haklı olarak reddetmiş…
Ama ne oluyor! Bir açılım yahut manevra yapılıyor! Meseleler yüzüstü dururken manevra başlıyor. Başörtüsü veya türban konusunu eline bir daha dolayan ve suçüstü yakalanan iktidar benzer acemiliği, özensizliği alevi vatandaşları istismar için de kullanıyor ve Alevi rantı kavgası alabildiğine çirkinleşiyor ve basitleşiyor!

LAİK TÜRKİYE’DE BAŞBAKAN 8 DEDE İLE MUHARREM İFTARINDA! 12 DEDE İSE KARŞI…

Alevi kuruluş ve derneklerinden 279’undan ancak Çamuroğlu’nun etkisi altındaki 8 dernek temsilcisin katıldığı geriye kalan 900 davetlinin ekserisinin gazete ve tv sahibi ve yöneticisi ve politikacı olduğu, AKP’den 50 milletvekili ile Bektaşi, Caferi ve Nusayri temsilcilerinin de bulunduğu Muharrem orucu iftarına bakanlarla birlikte Erdoğan’ın katılıp bir konuşma yaptığı Muharrem orucu iftarı tartışma meydana getirdi.
Pir Sultan Abdal Derneği ve Alevilik Araştırma Merkezinin çağrısıyla bir araya gelen “12 dede” (evet Türkiye Cumhuriyetinde bunlar oluyor ey ehli vatan!) Çamuroğlu’nun toplantısına katılanların “düşkün”( bir nevi aforoz) ilan edileceğini ve Aleviliği AKPlileştirme çabası olarak mahkum etti.
Toplantıyı tertip eden Çamuroğlu ise amaçlarına ulaştıklarını, toplantıların devam edeceğini söyleyip, iftara katılan Alevileri “düşkün” ilan edeceklerini belirten ve tenkit eden dedeleri papaza benzetti. AKP cephesinde Alevi vatandaşlarımızın manevi dünyasını bulandıran bu tür davranışlar olurken CHP de sükunet içinde bekleyecek değil ya! Anlı şanlı CHP Başkanı da genel merkezde, Muharrem orucunun bitişi ile birlikte aşure kaynatacak ve davetlilere Sayın Baykal aşureyi kendi eliyle ikram edecek!..
Evet 2008 yılında Laik Türkiye’nin siyasi hayatının en önemli meselesi türban, bir kısım Alevi dedesinin talebi mi olacak?
Mustafa Kemal’in bu ülke şeyhler, dedeler ülkesi olmayacak demesinden yıllar geçtikçe, Türkiye’de devletin bir din devleti olmak yerine laik bir devlet olmasının yani dini hayatı siyasetin etkilerinin dışında ve üstünde tutma hedefinin bitip tükendiğini mi söyleyeceğiz?
Sayın Diyanet İşleri Başkanı’nın da cübbesiyle katıldığı bu iftarı, başbakanın bulunacağı ve Mevlevi, Bektaşi, Rüfai ve Kadiri tarikat şeyhlerinin de katılacağı devlet törenleri izlemeyecek midir? Peki 1997 sonlarında bir başka başbakanın tertiplemesi ile neden ihtilal yaptık? Eski çamlar bardak mı oldu, yoksa köprünün altından çok sular akıp devran mı değişti?

 

 
 
 
Millet Partisi 2007• petek-webtasarım
ana sayfa      |     partileşme    |     yorum     |     arşiv     |     Aykut Edibali