FAIL (the browser should render some flash content, not this).
 
........................................sayfaya dön 05-01-2008

TÜRKİYE’DE BÜYÜME MASAL MI? ÇARPIK MI?

Yeni bir yıl idrak edildi, nice senelere, mutlulukla, sevinçle...
Türkiye yeni bir seneye girdi. 2008 miladi yılında tüm vatandaşlarımıza iyilik, mutluluk ve sağlık diliyoruz!
Şüphesiz ki iyilik, mutluluk ve sağlık dilemenin bir yılla sınırlandırılması mantıklı olmadığı gibi gerçekçi de değil.
İnsan ve eylemleri olmadan an, saniye, salise, dakika, gün, hafta, ay diye bölümlediğimiz zaman dilimlerinde bu mutlulukların kendiliğinden bulunduğunu veya oluştuğunu sanmak için insanın herhalde düşünce nimetinden mahrum olması gerek.
Şüphesiz ki zaman içinde özellikle bu iyilik ve lütufların bulunması, fizik ötesi bir hakim varlık yani vacibul vücut tarafından istenmedikçe mümkün değil…

İnsan hürriyetleri sınırlandı, yanlıştır!
Sonuç olarak kutlana gelmesi bir siyasi karardan sonra şölenlerimiz arasına yerleşmiş bulunan yılbaşı ve yılbaşı kutlamalarının tarihi, milli veya dini tarihimizle hiçbir müspet ilişkisi yok!
Ama bir zaman diliminin başı ve elbette sonu olması gereken bu farazi kabul, ifade ettiği insanlar, kültürler, milletler, devletler ve medeniyetler arası ilişkiler bakımından önemlidir. Türkiye’nin Tanzimat’la hızlanan ve yeni bir mahiyet kazanan, temel kültür, kurum, değer ve sembollerinin kabulü hareketinin bir parçasıdır! Kılık, kıyafet, Latin kökenli harflerin kabulü yanında Arap rakamlarının Batı’nın kullandığı haliyle medeniyet aleminin rakamları diye alınıp kabul edilmesi…
Kısaca dünyaya silah gücüyle hakim olan ve dünyayı sömürgeleştiren Hıristiyan Batı medeniyetinin kültür değerlerinin ve ölçülerin kabulü istikametinde başlayan Batılaşma hareketinin de bir parçası idi miladi takvime geçişimiz! Yani bir zaruretin sonucu…
Ama bu vakıayı zaruret miktarınca sınırlamak şarttır! Bu sınırı aşarak, taşarak bu kabule kültürel yani harsi, dini manalar yüklemek abestir! Buna izin vermek doğru değildir. Tanzimatçılardan bu yana Batılıların reform dedikleri çabalar, İslam tarihi bakımından ıslahat, teceddüt veya yenileşme diyebileceğimiz pratik teklif ve teşebbüsler zaruretle sınırlı olmuştur!
Ve yılbaşını da takvimden bir yaprak olarak görmek gerekir! Yani zaruret sınırı içinde kalınmalıdır! Yoksa yılbaşının ne ne noelle, ne mary crismıs yortusuyla, ayiniyle bir alakası olamaz!

Rahip cinayetleri ve misyoner faaliyetlerine dikkat!
Bazı yobaz Hıristiyan misyonerlerinin ve misyoner kurumlarının yılbaşını, yılbaşı kutlamalarını bir Hıristiyan yortusu ve propaganda kampanyasına dönüştürmeye çabaladıkları biliniyor ve görülüyor!..
Burada yeri gelmişken hemen belirtmeliyiz ki, bir süreden beri tek tük de olsa görülmeye başlayan, rahip ölümlerinin üzerinde gerçekten çok yönlü olarak durulması ve bu asayiş rezaletine son verilmesi gerektiğini belirtelim.
2007 yılının en ilginç haberlerinden birisi, TMSF Başkanın yaptığı açıklamaydı.
Aşağı yukarı çok satan gazete ve reytingi fazla olan tv ve radyoların neredeyse tümü bu kurumun, yani doğrudan doğruya iktidarın elinde.
Artık iktidar dışında hiçbir kişinin ve kurumun düşünce oluşturması ve bunları vatandaş kitlelerine duyurma, kamuoyu oluşturma imkanı yok denecek hale getirilmiş vaziyette. Dünyada neler olup bittiğini öğrenmek isteyen bir vatandaşın yapacağı en tabii iş zevkine, tercihine ve ekonomik gücüne göre bir gazete veya dergi almak, radyo ve televizyon bültenlerini dinlemek veya izlemek idi…
Ama son senelerde insanların bu sözde hürriyetinin de anlamı yok. Çünkü artık hiç birinin diğerinden bir farkı kalmadı. Sayın Ertürk’ün itirafı ile şöyle veya böyle farklı görünen tüm yayın vasıtaları da artık aynı merkezin emir ve direktiflerine bağlı olarak yayınlanacak. Artık yazılı, sözlü ve görsel tüm koca medyanın bir patronu var! Ama işin komiği bu patronun hiçbir sorumluluğu yok!
Yani dünyada ve Türkiye’de olup bitenler nedir, ne oluyor” diye merak ettiğinizde, size süzülmüş, sıralanmış bilgiler veren tek başlı koca medyamız var! Bunların anlamı ne, niye işaret ediyor, ne olabilir diye yorum ihtiyacı duyacak olursanız, o zaman da hazır yorum kalıpları imdadınıza yetişecek! Bu kalıplanmış yahut kopyalanmış haber ve yorumlarda akıl almaz bir iyimserlik var ki gerçekten inanılmaz!

Ekonomi % 4 büyüyecek ama milletin yarısından fazlası kömür kuyruğunda. Bu nasıl iş?
Bu sene Türkiye’nin büyüme hızı biraz düşecek ama gene büyüyecek! Tahminler % 4;5 -5 arasında büyüyeceği yönünde… Bu büyüme hızı beklenenin altında ama olsun, büyüyoruz ya denecek!..
Ama burada bir husus, üzerinde durulmayı, hem de ciddi ciddi üzerinde durulmayı hak ediyor: Büyüyen, gelişen, serpilen ekonomik ve kültürel yapımız o kadar ahenkli büyüyor ki, başbakan 8 milyon aileye kömür yardımı yaptığını iftiharla anlatıyor! Sekiz milyon aile kabaca toplam 40 milyona yakın vatandaş demektir! Bu rakam da nüfusumuzun aşağı yukarı % 56’sını biraz aşan bir rakam demektir. Büyüyoruz ama nüfusumuzun yarısından çok fazlası kışı geçirmek için kömür yardımı alma ihtiyacını hissetmekte…
Büyüme hikayelerimizin en çarpıcı örneklerinden birisi için Gaziantep’teki bir olaya ibretle bakmak gerekiyor: Gaziantep, Güney Doğu Anadolu’nun yıldız illerinden… Bir kamu kuruluşunun 150 YTL yardım dağıtımı için vatandaşın çektiği çile ve izdihama bakıp da, Gaziantep’in gayretli, çalışkan ve fedakar insanın hala çile çektiğini görmek insanı gerçekten üzüyor! Demek çilen hala dolmamış kardeşim!..
Türkiye’nin hala endüstri, ticaret ve mali merkezi İstanbul da büyüyor! Büyüyor ama nasıl büyüyor? Gazetelerdeki haber İstanbul belediyesinin 2 milyon işsize iş bulma yolundaki müjdelerinden bahsetmekte…

Büyüme hayali ise kötüdür, çarpık ise o da kötüdür!
Büyüyorsak, bunun sonucu olarak da zenginleşiyorsak, ülkenin yarısından fazlası, yani size göre % 56’sı neden kömür yardımını alacak kadar, kendini yardıma muhtaç sayabiliyor?
Bu sorunun sağlıklı bir cevabını Sayın Başbakan lütfedip açıklasalar da millet de öğrense!..
Gerçekten büyüyor muyuz, yoksa büyüme lafları süslü hayallerden mi ibaret?
Yahut büyümenin bedeli bu kadar ağır mı?
Milletin yarısından fazlasını kömür yardımına muhtaç hale getirdiniz!
Yoksa devlet hazinesi tarafından beslenen yani saçı bitmedik yetimlerin hakkını almakta sakınca duymayan insanların bulunduğunu mu söylemek istiyorsunuz?
Bu vebalin altından nasıl kalkarsınız, Allah aşkına!

 

 
 
 
Millet Partisi 2007• petek-webtasarım
ana sayfa      |     partileşme    |     yorum     |     arşiv     |     Aykut Edibali